BİR BAŞKA ÜLKE OLSAYDIK KIRK PARÇAYDIK  

14 Aralık 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2507 defa okundu.
BİR BAŞKA ÜLKE OLSAYDIK KIRK PARÇAYDIK   

 

 

İranlıların “İslam öncesi” dinleri olan Zerdüştlük kadını “kötü, kirli” ve “şeytanın yansıması” sayar.
Türklerin İslam’dan önceki dini olan Şamanizm’de kadın “kutsal”dır.
Türkler, Arap ve İran kültürünün aksine kadına değer verir.

İranlıların da Arapların da Türkler gibi dinleri İslam olmuş, ancak aynı dini benimsemelerine rağmen birçok alanda olduğu gibi bu alanda da “kadına bakış açıları” hiçbir zaman örtüşmemiştir.
Arap ve Acem kültüründe tarikatlar “Allah korkusu” üzerine kurulmuş. Oysa Anadolu’da artık tarihe mal olan tarikatlar Türk Mutasavvıfları eliyle bir başka hava almış,”Allah Korkusu” yerine “Allah sevgisi” ve ” “hoşgörü” üzerine kurulmuştur.
Nitekim Babailiğin ve giderek Bektaşiliğin, Arap-Acem’le çizgi farkı budur.
Anadolu Aleviliği, “İran Şiiliği”nden çok farklıdır.

 “İran Şiiliği”nin “katılığı”na karşın, “Anadolu Aleviliği”nin engin bir “hoşgörü”sü vardır.
Türkiye’de   “Türk devrimleri”, “laik” bir noktada Anadolu’da bu kültürel temel üzerine inşa olmuştur.

İslam; Arap ve Acem’de yıllar yılı “siyasa” edilirken, Anadolu’da bu kapı kapanmıştır.
“Cumhuriyet Devrimleri”yle “yönetsel ve siyasal yapı” Arap ve Acem’de dini akideler  üzerine otururken, Türkiye’de aklın ve mantığın üzerine oturmuştur.
Aradan 94 yıl geçtiği halde birçok “Müslüman Arap toplumları”nın “Atatürk Devrimleri”nin yolunu izleyememesinin nedeni de tamda bu ciddi kültür farklılıklarında  aramanın yanında, dini cila tutarak bundan beslenen çıkarcı yönetici sınıfın etkin varlığıdır.  Bu durum, kültürün toplumsal ve siyasal yaşam üzerindeki etkisinin dışa vurumudur.

Türk devrimleri, Türkiye ile diğer İslam ülkeleri arasındaki kültür dokusu uçurumunu tümüyle ortaya çıkarttı.
Türkler, 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya yerleştiklerinde nüfusları kabaca 800 bin ile 1 milyon arasındadır bir genel kabulle…
Oysa Anadolu’da o tarihlerde mevcut yerleşik nüfuz bunun kat kat üzerindedir.
Orta Asya’dan çeşitli göç yollarıyla gelen Türkler, Anadolu’da kendilerinden önce varolan yerleşik toplumlarla kaynaşmakla kalmadılar, taşıdıkları kendi kültürleriyle eski Anadolu medeniyetleri kültürlerinden de ciddi anlamda etkilendiler.
Bu anlamda Türkler, Anadolu’da yeni bir sentez içinde buldular kendilerini.
Daha Cumhuriyet devrimlerin hemen ardından, bilakis bu devrimlerin önderinin “Etibank”, “Sümerbank” ve bunun gibi bazı sanayi ve finans kurumlarına verdiği adlar, Türk devrimi önderinin bu kültürü nasıl algıladıklarına çok somut birer örnektirler. Bu yüzden bu konuda ilginç bir anektod vardır ki, o da şudur:
“Türkler, Anadolu’yu, Anadolu da Türkleri fethetti…”
“Hitit” tipi, düz damlı kerpiç evler…
Güneybatı Anadolu’da beşik çatılı Ligya türü ağaç yapılar…
Hititlerden beri süregelen duvar tekniği ve de üstü paralarla, pullarla süslü fes biçimindeki kadın başlığı…
Daha daha Frigler’e değin giden “halk ezgileri…”
Bugün mevcut ulusal kültürümüzde, eski Anadolu uygarlıklarının izleri kadar orta Asya kökenli efsaneler, töreler ve adetler vardır.
Selçuklu mimarisinin birçok süsleme öğesinde “Budist Türkleri”nin anıtsal duvar resimlerinin iz düşümleri görülür.
“Selçuklu kümbetleri”, Kırşehir’de de yaygın görülebileceği klasik göçebe Türk çadırlarının taşa aktarımının ta kendisidir.
Bağrına nice uygarlıkları sarıp, sarmalayan Anadolu, nice farklılıkları da bir arada koyun koyuna yaşatmanın koşullarını dayatmıştır.
Bu yüzdendir emperyalistlerin tüm kaşıma ve kışkırtmalarına rağmen Anadolu halkının “Türkiye Cumhuriyeti Devleti “,üniter yapısı” içinde kardeş duruşu…
Bu anlamda kültür geçmişle gelecek arasında kurulan köprünün adıdır…
“Ne geçmişten kopar ne geleceğini yadsır.”
Anadolu’da yer yer dayatılan “siyasal İslam”ın ekseniyle, “ırkçı” yaklaşımların dayattığı ideolojik eksenler hiçbir zaman taban bulamamıştır.
Bu yüzdendir İstanbul’un Çiçek Pasajında kadeh kaldıran Türkiyelilerle, hemen ilerisinde namaz kılan Türkiyelilerin görüntüsünün yabancılar için arz ettiği cazibe…
Aynı coğrafyada yüzyıllardır aynı kaderi, tasayı kıvancı paylaşmanın oluşturduğu kültür unsuru “ırk”tan ve “ümmet” çilikten çok daha büyük önem taşımaktadır.
Çağdaş ulus kıvamının da temeli budur…
Ancak toplumların kültürü şüphesiz sonuçta bir üst yapı kurumu olup, tarihsel evrimlerinin de ürünüdür.
Kişilerin davranış biçimlerini, özgeçmişlerinde, toplumlarınkini ise tarihsel coğrafik süreçlere bakarak izah etme gerekliliği bundandır.
Bizde “sağ akımlar” kültürel etkenlerin durağanlığı noktasında ağırlığını abartırken, birçok “sol akım” tam tersi “kültür” unsurunu küçümsedi.
Birbirine tezat gibi görünen abartı ve küçümseme aslında hep aynı noktada birleşti.

Her ikisi de sözde “yeni insan tipi” yaratmaya yöneldi.
Oysa bugün kitle iletişim araçlarının alabildiğine yayıldığı bu anlamda dünyanın bir köy kadar küçüldüğü, dolayısıyla kitle iletişim araçlarının olmazsa olmaz noktada önem taşıdığı günümüzde hiç düşündük mü bu unsurlar kültürü nasıl etkiliyor?
Yapılan bilimsel araştırmalar kitle iletişim araçlarının davranışları değiştirme noktasında sanıldıkları kadar etkili olmadıklarını ortaya koyuyor.
Öte yandan aynı kitle iletişim araçlarının asıl var olan eğilimleri güçlendirdiğine vurgu yapıyor.
Yıllardır emperyalizmin kışkırttığı “etnik-dinsel-mezhepsel farklılıklar”ın Anadolu’da vücut bulamamasından nedenlerini yüzyılların ortak yaşamında “et-tırnak” oluşumumuzda aramak gerekir.
Bu durum ne öyle “saf kan”lık, ne de düşün ve gelişim özgürlüğünün tabularla kilitlenmesinin adıdır.
Bugün Türkiye, bu sağlam kolonlarıyla kültür noktasında tüm kışkırtmalara savrulmalara ve yanlış politikalara rağmen sağlam bir duruş içindedir.
Emperyalist abanma ve boğazlatma bu ülkede vucut bulursa inanın dünya batmış demektir.
Anadolu toprakları bir başkadır…
Bir başka ülke olsaydı kırk parçaydık.
Anadolu tarihini, yıllardır severek araştırdım, halada yoğunluğum.. Doğrudur “Türkiye hiç bir Müslüman ülkesine benzemez.” Âmâ küresel kapışmayı okumadan yol alınamaz.

En büyük hamlelerden biri, köklerini Arap kültür yayılmacılığın klasik tarikatlar kaynağından alan “Fettullah Gülen Cemaati şeriatçı Terör Örgütü” eliyle “Cumhuriyetin ve Kurucu Ruhu”nun lağvedilmesi eksenine yapıldı ve devam ediyor.

İkinci hamle; etnik farklılıklar üzerinden yanı başımızda bu “etnik-dinsel” ve hatta “mezhepsel” farklılıkları birbiriyle çatıştırarak devam eden fiili yeni bir “paylaşım savaşı” üzerinden yürütülüyor.

 

 

Bu haberi okuyanlar bunları da okudu.
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN