BİR AYDINA VEDA

26 Ekim 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

serap 5Yitirilenler üzerine yazmak, yaş almış olduğunun ifadesidir. Her yitirdiğimiz değerimizden sonra, inceden bu duygu yaşanır önce ve hemen sıyrılma çabası başlar, “yok yahu” diye. J

 

Sonra bakarsın ki, neredeyse her yazıda bir başka yeni yiten kişiyi yazabilirsin. Bu daha şiddetli bir “tehlike çanı”dır. Gençler bu değerleri fazla tanımadıkları için, onların gündeminde olmayan, ülkenin bu değerleri; senin okuduğun, izlediğin, yani tanıyacak kadar yaş almış olduğun kişilerdir.

 

Bu hafta önemli bir ülke aydınını yitirdik. Gazeteci, yazar, oyun yazarı, milletvekili Çetin Altan’dı o değerimiz. Genel Yayın Yönetmenimiz Sait Yanık gibi o da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin bir üyesi olduğundan, 40 Arena Gazetesi olarak duayen gazetecimiz Çetin Altan’ın kaybını okurlarımızla paylaştık biz de.

 

Altan “aydın” ünvanını kolay kazanmadı elbet, henüz 30’lu yaşlarının başında, Milliyet Gazetesi’nde Peyami Safa’nın yerine yazmaya başladı. Pek çok gazetede çalışmış olan Altan, dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarlarından kabul edilir.

 

İyi eğitimli idi, Galatasaray Lisesi ve Ankara Hukuk Fakültesi mezunu idi.1965-1969 yılları arasında Türkiye İşçi Partisi milletvekili oldu. Oyunlar da yazdı, romanlar da. Gözaltılar hapisler gördü. Elli yıllık yazı yaşamında yazılarından ötürü pek çok kez mahkemeye verilen Altan hakkında ağır cezada 300’den fazla dava açıldı.

 

Bir romanında acıyı şöyle anlatmıştı: “Gözleri ne kanlı, ne ürkütücüydü. Hatta öfkeli bile değillerdi başlangıçta. Hiçbir şeyi algılamayan donuk ve anlamsız bir bakışla bakıyorlardı… Karşısında sanki yığınlar yok, ölüleri ayakta duran bir mezarlık vardı.” (Altan, Çetin (1978), Viski, Hürriyet Yay, İstanbul, s.5-6)

 

Gençlerin belki daha çok tanıdıkları oğulları Ahmet Altan ve Mehmet Altan, bu mirası sürdürdüler. Şiddetli eleştirildikleri de oldu elbet, bir fikirden “dönmek” yaftası bu camiada sık ve kolay kullanılır.

Türk tarihini ve coğrafyasını iyi bilirdi; son dönem yazıları tamamen filozofik yaklaşımlar taşırdı, anlamakta zorlanırdık ama zaten köşenin başlığı yeterdi: “Şeytanın Gör Dediği”. J

 

“Türk Sosyalistlerinin El Kitabı”nda ise kapitalizmi şöyle tarif etmekteydi: “Kapitalizm, bir kazan reçel yapmaya yeterli şeker, su ve çilekten, bir avuç burjuvanın hatırına, çileği, şekeri, suyu ziyan ede ede sadece bir kavanozluk reçel yapılmasını sağlayan bir düzendir.” (Altan, Çetin (1967), Onlar Uyanırken, Ararat Yayınevi, 2. Baskı, İstanbul, s.19)

 

Çağın ideal kadın imgesi nedeniyle, artık kadınlarımız neredeyse hiç reçel yemiyorlar. Ama ben çok severim bu tat ve koku karışımını ve ne zaman reçel yesem, Altan gelir aklıma.

 

O el kitabında şimdilerde hiç kullanılmayan ama bir dönemlerin en çok tüketilmiş bir sloganının da sözcük kökenini anlatır. 1980’e kadar gençler “komprador burjuvazi” diye suçlarlardı, ülkedeki işbirlikçi zenginleri. Işte o sözcüğün kökenini şöyle anlatır yazar:

 

“Kompradore sözcüğü İspanyol sömürgecilerinin sömürgelerde kendi-lerinden yana iş yapmayı kabul etmiş yerlilere verdikleri addır. İspanyol gemi-cileri sömürgelerine gittikleri zaman oralardaki kompradorlarla işlerini yürütür-lerdi. Kompradorlar İspanyol gemicilerinin bir çeşit acentalarıydı.” s.30-31

 

O derslerden bugünlere ne kaldı, hiç sorgulamayalım. Sadece bir veda ve anma yazısı olsun bu kez. Ustaya veda ederken, okumaya, görmeye, yazmaya adanmış nice ömürlere nice yeni aydınlara devrolsun bayrağı. “Ben elimden, fikrimden, düşümden geleni yaptım”, diyerek son noktayı koyabilmek olsun hepimizin amacı.

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com