

Hükmetme arzusu öyle bir duygudur ki, gücünüzü arttırttıkça daha da ister, sınır tanımaz olursunuz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi özünde büyük yetkiler, güçler veren bir yönetim şekli olup bu yönü ile hem yöneten hem de yönetilenler için riskler de barındırmaktadır. Tüm kamusal hayatı, tüm kurum ve örgütleri adeta tek elde toplama arzusu hissettiren bu irade bugünlerde barolarla gerilim yaşamaktadır. Türkiye’deki tüm avukatları hayati olarak ilgilendiren bu düzenlemeyi “Ak Parti’nin hukukçuları” denilen bir kısım hukukçu dışında kimse tam olarak bilmemektedir. Ancak halen yürürlükte olan Mevzuatı Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında bir yönetmelik vardır ve bu yönetmeliğe göre de yasal düzenlemelerin çıkmasından önce alakadar kurum veya kuruluşların görüşlerinin alınmasını öngörülmektedir. Yani mevzuat uygulanmayarak barolar adeta bir kör dövüşüne mecbur bırakılmakta, belirsizliğe mahkûm edilmektedir.
Bahse konu yasal düzenleme çalışması ile barolara zorunlu üyelik kaldırılmak istenilmektedir. Ancak bilinmelidir ki üye sayısı azaltılmış ve parçalanmış meslek örgütleri ve odaların gücü de aynı oranda azalmış olacaktır. Gücü azaltılan baroların Adalet Bakanlığı üzerinden daha etkili bir denetimine meşru zemin oluşturulacaktır. Denetim makamı, barolar açısından Adalet Bakanlığı, Mimar Mühendis Odaları açısından Çevre Şehircilik Bakanlığı olacak, meslekî belgelerden bedel alma yetkileri kaldırılacak, mali kaynakları asgari seviyeye düşürülecektir. Meslekî denetim ve disiplin yetkileri azaltılarak, etik anlayıştan uzak avukat, hekim ve mühendislerle gizli ajandalarındaki planlarına göre bir yönetim ve denetim modelleri oluşturacaklardır. Tüm bu çalışmalardan anlaşılan o ki baro yetkilerin çoğu bundan böyle HSK başkanı da olan Adalet Bakanlığı tarafından yürütülmek istenmektedir. Bu da demektir ki seçimi kazanan herkes yargı gibi avukatlara da hükmedecektir. Böylece çok yapılı barolar projesi ile iktidar yanlısı barolara avukatlar mecbur bırakılacak, iktidarın tüm avukatlar üzerinde hâkimiyeti sağlanmış olacak, avukatlar iktidar yanlısı meslek örgütlerine dönüştürülecektir. İktidarın baskısı ve tehdidi altında hak arayıcılığı yapmaya çalışan avukatların güvencesiz kalması, gözaltındaki/tutuklu mağdurların, şiddet mağduru kadınların, çocukların, patron baskısı altındaki işçilerin, çevre hakkı, sağlık hakkı ihlal edilen vatandaşların da güvencesiz yani savunmasız kalması sonucunu doğurabilecektir.
Baroların parçalanarak siyasi görüş ve ideoloji farklılıklarına göre benim barom, senin baron, onun barosu şeklinde içsel ayrışma ve cepheleşme yaşaması yerine hukuk devletini koruma, hukukun üstünlüğünü gözetme ve insan hakları ihlallerine karşı çıkma görevlerini sürdürerek siyasi manipülasyonların dışına çıkarılıp, bir meslek örgütlenmesi olarak tüm demokratik muhalefet cenahları ile birlikte daha güçlü bir demokratik duruş sergilemesinin sağlanmasına çalışılması daha doğru olacaktır.
Yargının siyasallaşması ya da siyasetin yargısallaşması kavramlarını yıllardır tartışıyoruz. Amma velâkin son yıllarda da bu kavrama uygulamada o kadar çok tanık olduk ki neredeyse artık gündelik hayatımızın en sıradan ifadelerinden birisi oldu. Bir şeylere yanlış demek için illa ki seçim zamanları vatandaşın oy vermesi beklenmemeli, siyasal iktidarların demokratik ve hukuki denetim mekanizmaları olan mesleki kuruluş ve örgütlerin özgür yapısına müdahale etmemeli, aksine güvenceleri artırılmalıdır. Bu durum ülkenin daha güçlü bir hukuk devleti olmasına daha demokratik bir yapıya kavuşmasına hizmet edecektir. Ayrışmaya ve çatışmaya değil, birlikte ve güçlü olmaya ihtiyacımız var. Bu her kurumu ele geçirip herkes tıpkı benim gibi düşünsünün sağlanması ile değil, farklılıkların güvence altına alınarak yaşatılması ile sağlanabilir. Ambleminde terazi yanında rabia, bozkurt, altı ok, gül-çiçek işaretleri de bulunduran baroların kurulması neye, kime, ne fayda sağlayacak, çatışmaları ve ayrışmayı derinleştirmekten başka?
Av. Bülent DEMİRBAŞ
MHP eski İl Genel Meclisi Üyesi ve Grup Başkanı