BEN MUCUR’LU BİR ÇORABIM BENİ KIZLAR ÖRDÜ

6 Şubat 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1115 defa okundu.
BEN MUCUR’LU BİR ÇORABIM BENİ KIZLAR ÖRDÜ

Kurtuluş Savaşımızda. Türk Halkının Kendine Has Olan Bir İmece Başlatır. Yedi Düvelin Bütün Hesapları Suya Düşer. Dünya Tarihinde Halkının Güvenini Bu Denli Kazanan Liderlerin Sayısı Çok Azdır. Mustafa Kemal; Halka Sırtını Vermiş, Halkın Gönül Gözüne, Mert Sözüne İnanmıştı. Böylesi Bir Halk Kendine Güveneni Yarı Yolda Kor muydu?

İşte Bu Yüzden, Mustafa Kemal, Anadolu İmecesinin En Güzel, En Verimli Hasadını Alırken Şairimiz Ceyhun Atıf Kansu Bunu “Anadolu İmecesi ”adlı Şirinde;

“Ben Mucurlu bir çorabım, beni kızlar ördü /Dut ağaçları altında,  kırmızı dut yiyerek/ Kırmızıdır nakısı/Arasına bahçelerden bir gül koydum/Giysin beni topçu neferi “diyerek güzelleyecektir.

BEN MUCUR’LU BİR ÇORABIM BENİ KIZLAR ÖRDÜ

ANADOLU İMECESİ

İlk buyruğum şu olacak:

«Durgun yaşayışından halk

Uyanmalı, birden bire kalkmalı

Bir köprüdür bu savaş:

Ölümle hayat arasında

Geçemezsek yok bilin

Evlerinizi, köylerinizi, çarşılarınızı Mutluluk, nisan ekimi, alışveriş

Sevişmek buğday yatağı gecelerde

Yok, çalışmak ekeneklerde insanca,

Ve bilin ulusça adınız yok.»

İlk buyruğum şu olacak:

«Neyiniz varsa ortaya koymak

Ben ilkönce canımı koyuyorum

Yaşamaya borcum

Ve üflüyorum vatandaşlık alevini

Zor yanan ilkönce

Yüzyıllar söndürmüşse

El birliğiyle yakılacak.

Ve başlayan vatandaş savaşıdır

Dağı delip düze çıkaracağım sizi

Verirseniz, mallarınızdan, canlarınızdan

Kurtarıp yurt sevgi !…»

Veriyoruz Paşam, ben Nevşehir köylerinden

Gelme bir çarığım, giysin beni piyade

O giydikçe ısınır toprak, ayaklarım üşümez

Al benim son çarığımı. .

Ben Mucur’lu bir çorabım, beni kızlar ördü

Dut ağaçları altında, kırmızı dut yiyerek

Kırmızıdır nakış!

Arasına bahçelerden bir gül koydum

Giysin beni topçu neferi

Kış gelende ayakları donmasın

Güllerine kuytu bahçelerimizin

Aman paşam bir şey olmasın

Çıkardın gömleğimi veriyorum

Kılıç çalsın giyende süvariler

Yaz sıcağında ağustos güneşinin ellerinden

Terlerini alsın.

Biz küçük dükkâncıları kasabaların

Tezgâhlarımızda yünlü, tiftik, pamuklu

Patiskalar gıcır gıcır ak

Hepsi buyruğunda olacak.

Aksaray’dan ben semerci İbrahim Kolanlar ve yem torbaları

Bir de ışı! ışıl nallar benden

Ben yaşlıyım… Artık ata binemem:

Donatarak şahbaz atı

Ben olayım önde giden

Yirmi bir yaş mızrağında

Süvari alayının.

Biz Niğde ovasının buğdayları

Biz, esintili arpa tarlası Sungurlu’ da

Biz, Havza değirmenlerinin unu

Biz, Çankırı’nın bulguru

Biz nohut, biz mercimek

Bekliyoruz kara\’anaya girecek

Yaralı ellerinde bir tahta kaşık

Siperlerde askerler yiyecek.

Şekerimiz bir topak, veriyoruz

Yemeyiveririz.

Tuzumuz bir tutam, veriyoruz,

Tuz ekmeyiz, aşımıza.

Bir avuç pirincimiz, veriyoruz

Saklamış düğüne

Davarların sütüne,

Yaylayı katan yağ

Çorbalarımızda az,

Veriyoruz, veriyoruz:

Asker çorbasız olmaz

Zor bulduk gazımız az

Geceleri o dağlık tepelik haritalara

Lambasız bakılmaz.

Veriyoruz gaz yağını.

Ve yoksul gecelerin mumlarını

Dikiyoruz istasyonları

Askerler geçip gidecek trenlerde

Demiryolları ışıksız olmaz.

Tüfekler, filintalar, mavzerler

Baba yadigârı tabanca

İşte hepsi ortada

Üst üste atıyoruz

Bir mermidir bu toprak kavgasında

Boşaltmayı düşünürdük

Namlusundan çekip aldık

Veriyoruz ordumuza.

Biz Amasya çarşısının demircileri

Biz Kastamonulu yaşlı hızarcılar

Dökümcüler sanatı babadan öğrenmiş

Biz çeliği düzleyenler, tesviyeci

Kılıçlara su verenler Tanrı aşkına

Gülle döken toplara dağ başlarında

Biz dikenler tüfeklerin kayışını

Bizler Geyveli üç kardeş, saraçlar

Bizler Bursalı arabacı esnafı,

Tekerleri mavi otla boyayanlar

Koşu tuttu mu arabalar Orhan Gazi yollarında

Kız seyrine dalar gibi keyfedenler.

Biz ustalar, biz kalfalar, biz çıraklar

Hepimiz hazırız paşam selam olsun

Erzurum çarşısı, Kayseri çarşısı, Maraş çarşısı

Çekiç seslerinden inler karşısı

Başlar demiri, köseleyi eğitmeye ellerimiz

Biz biliriz yaşamanın kadrini insanca

Var olmayı vatanca dokumayı biliriz:

Namuslu ellerimizle…

Şair, Doktor.

CEYHUN ATUF KANSU

7 Aralık 1919 günü Bostancı’da dünyaya geldi. Babası, uzun yıllar Erzurum milletvekili olarak mecliste görev alan siyasetçi ve eğitimci Nafi Atuf Kansu’dur.,

Küçük yaşta annesini kaybetti. Babasıyla birlikte 1921’de Ankara’ya gitti. 1938 yılında Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. İlk şiirini okul dergisinde yayımladı.

1938 – 1944 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp öğrenimi gördü. Tıp öğrenimi sırasında doğa, çocuk, yurt sevgisini işlediği ilk şiir kitaplarını yayımladı (Bir Çocuk Bahçesi’nde, Bağbozumu Sofrası) . Bu okuldan mezun olduktan sonra Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hastalıkları alanıyla ilgilendi. Bir yandan da Altındağ mahallesi’nde açtığı bir poliklinikte gecekondu mahallesi çocuklarına sağlık hizmeti götürmeye çalıştı. Çocuklar Gemisi adlı kitabını yayımladı.

Kendi isteğiyle gittği Turhal’da 11 yıl çalıştı. Bir yandan Turhal Şeker Fabrikası’nın çocuk doktoru olarak çalışırken, diğer yandan şiir kitapları yayımlamayı sürdürdü (Yanık Hava, Haziran Defteri ve Yurdumdan) .

1959 yılından itibaren Ankara’da Ankara Şeker Fabrikası ile Şeker Şirketi Genel Müdürlüğü ‘nde doktorluğu sürdürdü. Bu dönemde Ankara Radyosu’nda yaptığı Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal ve dil konuları üzerine konuşmalarıyla tanındı. Bağımsızlık Gülü kitabıyla 1965-1966 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Sakarya Meydan Savaşı kitabıyla 1970-1971 Behçet Kemal Çağlar Ödülü’nü aldı.

Etimesgut Şeker Fabrikası’nda çocuk doktorluğu görevinde iken kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi. 17 Mart 1978 günü Ankara’da toprağa verildi.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

Nude straight boys with monster cocks gay Fucking the Nerd - straight, boys, Nude Nasty Gay fuck 1 - Nasty, fuck, Gay Blacks On Boys - Gay Bareback BBC Nasty Gay Fuck 08 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Hardcore Interracial Gay Fuck Video 13 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Nasty Hardcore Interracial Gay Fuck 02 - Boys, Blacks, On