BABALAR GÜNÜ

22 Haziran 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

serap 5

Ben acıyı anlatmanın çok zor olduğuna inanırım. Acı, algıların tümünü köreltir, acı büyüdükçe acıyı yüklenenin sesi kesilir. Elbette feryat figan da acıyla gelen doğal tepkilerdir ama acı büyüdükçe ses yiter.

 

O nedenle özellikle basın mensuplarının büyük bir felaket ve acı yaşamış insanlara mikrofon uzatıp, “neler hissediyorsunuz?” türü sorular sormalarını hep aynı dehşet duygusuyla izlerim. Pekdemir benim adıma bu duyguyu şöyle anlatıyor:

 

“Bir gazeteci Beyrut’ta, evinden barkından, çoluğundan, çocuğundan, herşeyinden olmuş bir Filistinliye, “neler hissettiğini” sormuş. Aldığı yanıt şu: “Hiçbir şey hissetmiyorum”. Bu yanıtın anlamı nedir ki? Gerçekten adamcağız şok mu geçirmiş hissizleşmiş… yoksa hissetmenin olağanüstü noktasına, duyarlılığın doruğuna eriştiği için mi böyle konuşmuş… Bilirsin bütün renklerin; mavinin, kırmızının, sarının, yeşilin bileşkesi beyazdır, renksizliktir.” (Pekdemir, Melih (1993), Anne Bak Kral Çıplak, Başak Yayınları, İstanbul, s.182)

 

Babalar günü de benim, “acıyan yanım”dır; birçok kişinin olduğu gibi. O nedenle bu günden bahsetmek zor ama bu günü yok saymak da basın olgusunun güncel boyutunu reddetmek olur.

 

Nitekim ortalıkta cıvıl cıvıl bu günü kutlama telaşındaki çocukları görmenin güzelliği de inkar edilemez.

 

Belediye başkanımız da bu özel güne ilişkin mesajında, “Babalarımız, bizlerin hayattaki ilk kahramanıdır. Zorluklarla başa çıkmayı ve güzellikleri paylaşmayı öğreten, ailenin koruyucusu ve kollayıcısı olan en değerli varlığımızdır.” diyerek, hepimizin altına imza atacağı bir yorum yapıyor.

 

Baba olduğu sürece yaşamda yere daha sağlam basılır. Ünlü düşünürlerden Louis Althusser, filozofların babaları konusunu irdelemiş ve şu sonuca varmıştı: “En büyük filozoflar babasız doğmuş ve kuramsal yalıtılmışlıklarının yalnızlığında ve dünya karşısında girdikleri risklerin ağırlığı altında yaşamışlardır.” Althusser, Louis (1996), Gelecek Uzun Sürer, Çev. İsmet Birkan, Can Yayınları, İstanbul, s.183)

 

Acının, yalnızlığın, yoksunlukların insanı filozof yaptığına ilişkin yaygın inanışın bir kez daha vurgulanması olan bu görüş dikkate alındığında, babası ile çocuk kalmak varken, babasız filozof olmayı kim ister ki, sorusu geliyor akla.

 

Althusser, bu gerçekle nasıl baş ettiğini ve bu duygusal boşluğun karakterini nasıl şekillendirdiğini de şöyle anlatır: “Evet benim babam olmamıştı; kendime babam varmış yanılsamasını vermek için durmadan babanın babası rolü oynamıştım; başka deyişle, rastladığım ve rastlayabileceğim hiçbir baba bana karşı bu rolü oynayamayacağından, kendime karşı yine kendimi babalık etmekle görevlendirmiştim. Bütün babaları kendi astım gibi görerek küçümsüyor ve aşağılıyordum; açıkça buyruğum altında sayıyordum.” (a.g.e., s. 183)

 

Görüldüğü gibi babasız olmak/kalmak ruh dengesi için olduğu kadar, yaşama bakışın şekillenmesinde de rol oynamaktadır

 

Babası olmanın keyfini süren herkesin babalar gününü kutluyorum. Ellerinden geldiğince şımarmayı unutmasınlar. Geleceğin babaları da bugünkü çocukların duygularını anımsamayı ve kendi deneyimlerini dikkate alarak geleceğin babalarını yetiştirme sorumluluğunu özenle yerine getirme sözünü kendilerine her babalar gününde yinelesinler.

 

Bana gelince.. zor bir yazı olacağını bile bile bu konuda ısrarcı olmanın yanlışlığını yazı sonunda bir kez daha anlasam da her barajla baş etmek, her yoksunlukla mücadelenin ön koşulu olduğundan, kendi çabamı takdir etmek zorundayım diyelim. J Babalar gününüz kutlu olsun.

 

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com