AŞKIN ÖMRÜ EVDE UZAR

31 Ağustos 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
392 defa okundu.

serap 5

Yaz mevsiminin en belirgin göstergelerinin ilk sırasında güneş, deniz, tatil arzusu geliyorsa ikinci sırayı da evlilikler alır. Hemen her aile çevresinde, hemen her yaz, en az bir düğün töreni mutlaka olur. Birçok kişi de yaz boyu gitmesi gerektiği birçok evlilik töreni arasında seçim yapma zorunda kalmasından yakınır.

 

Gazetemiz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Sait Yanık’ın kızı Gizem Gökçe Yanık da bu hafta sonu, hayat arkadaşı olarak seçtiği kişi ile evlilik törenini gerçekleştirdi. Ben de bugünkü yazımı, içimizden pek çoğunun yaşadığı gibi kimi telaşları atlatılan, kimi hala süren evlilik törenlerine ayırmayı istedim

 

Ama bu kez evlilik kurumunun mutlu başlangıçlarına değil de hayatın çeşitli yüzleri gibi değişken olabilen farklı yönlerine değinmek istiyorum. Elbette güzellikleri, zorlukları ile bir yaşamı ortaklaştırmak; paylaşarak sevinçleri çoğaltmak ve zorlukları daha kolay aşmak evlilik ile mümkün.

 

Öte yandan da evlilik duygu ortaklığından çok daha kapsamlı bir kurum, ortak sorumluluklar, toplumsal beklentilere, rollere uyum sağlamak gibi boyutları da olan bir kurum. Bu nedenle sadece duygudaşlık, bu kurumun sağlayacağı “mutluluğu” garanti edemiyor.

 

Örneğin çağdaş Fransız yazarlarından renkli kalem Frederic Beigbeder’e göre, evlilik öncelikle “masalın sonu”dur. J Şöyle der: “Bütün peri masallarının düğün günü bittiğini fark etmiş miydiniz? Ben de iki kere evlendim ve her defasında tam “evet” diyeceğim anda, içimdeki bir sesin bana en güzel şeylerin geride kaldığını söylediğini işittim.”  (Beıgbeder, Frederıc (2011), Bir Fransız Romanı, Çev. Renan Akman, Sel Yayın, İstanbul, s.64)

 

Kuşkusuz “güzellik” kavramı görelidir; Beigbeder’in “en güzel şeyler” tanımı da zaman içinde değişebilen gerçekliklerdir. Ama en azından bu “değişim”e hazırlıklı olmak, yeni “güzellik” tanımlamalarını birlikte ve yeniden kurmak gerekebilir.

 

Evlilik kurumundan temel beklentimiz, “mutlu” olmaktır. Ancak yine Beigbeder’e göre, aşk konusundaki takvim isteğimize ve irademize karşın kısa olabilir. O bu süreyi 3 yıl olarak belirler. “Aşkın Ömrü Üç Yıldır” adını verdiği eserinde de aşk ve evlilik arasındaki farklılığı şöyle değerlendirir:

 

“Bana aşkın bütün sorunu şu gibi geliyor: mutlu olmak için güvenliğe ihtiyaç duyulurken, aşık olmak için güvensizliğe ihtiyaç duyuluyor. Mutluluk güvene dayanırken, aşk kuşku ve tedirginlik gerektiriyor: Uzun lafın kısası, evlilik mutlu olmak için tasarlanmış, aşık kalmak için değil.” (Frederic Beigbeder, Aşkın Ömrü Üç Yıldır, Çev.Renan Akman, 26.Basım, Doğan Kitap, İstanbul, s.68)

 

Eh bu tanım pek de korkutucu değil; zamanla güven gereksinimi kuşku ve tedirginlik endişesine galip geldiğinden, mutlu bir evlilik için aşkın dozunun azalması sorun yaratmıyor.

 

Bütün bu anlatımlarla genç çiftleri endişeye sürüklemek ve deneyimin hain hazzını kullanmak istemem. J

 

Konuyu toparlamayı yine Beigbeder’e bırakayım. Merak etmeyin, “eşinizin tek büyük aşkı” iseniz, ne öncekiler, hatta ne de sonrakiler sorun oluşturur. Çünkü yazar, bütün bu yorumlarını “Aşkın Ömrü Evde Uzar” isimli eseri ile derler, toparlar ve “evlilik” ile kurulan “ev”in, aşkın ömrünü uzatacağını belirterek sonuca bağlar.

 

Burada yaptığı yoruma göre, “    İnsanın hayatında bir tek büyük aşk vardır; öncekilerin hepsi motor açma, sonrakilerin hepsi açık kapatma aşklarıdır. “Beigbeder, Frederic (2002),  Aşkın Ömrü Evde Uzar, Çev.Renan Akman, 2.Basım, Doğan Kitap, İstanbul s.107)

 

Sevgili Gizem ve eşine bir ömür boyu aynı evd,e büyük aşklarının ömrünü uzatma keyfi diliyorum. J

 

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com