HASTANE ÜCRETİ

3 Mayıs 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

serap 5   “Sağlıkta Reform” sloganı, uzun süre kullandığımız heyecan verici bir slogandı. Birçok önemli düzenleme gerçekleştirildi. İnsanların korkulu rüyası haline gelen, kötü yönetim uygulamaları kısmen çözüldü. Kuşkusuz bu düzenlemelerin bir kısmında çağın teknolojisinin kolaylaştırıcı özelliklerinden de yararlanıldı.   Benim bir iddiam vardır: öncelikle hiçbir başarıyı küçümsemem. Farklı kriterler açısından değersiz bulduğumuz bir kişinin, mutlaka kendi koşullarında öne geçmesini sağlayan bir iyi yönü/çabası bulunduğuna inanırım.   Sadece “eleştirel zeka”yı da kabul etmem. “Takdir” etmesini bilmeyenin “eleştirisi”, tatminsiz bir şişkin egodan ibarettir bence. Bu açıdan bakıldığında, sağlık reformunun olumlu yanlarını takdir ederim ve emek verenlerin çabasını değerli bulurum.   Öte yandan bir de şu vardır ki: Yönetim kademesinde bulunduğunuz sürece, birtakım gelişmeler, sizin varlığınızdan bağımsız da gerçekleşir. Teknoloji ilerler, hizmetlerin bir kısmı ucuzlar, küresel ağlar sizi belli çözümlere zorlar vs. Yani “benim dönemimde şu kadar iş yapıldı” önermesinde, kişilerin öznel katkılarını hep sorgularım. Önemli olan somut şekilde sizin yöneticiliğinizle sürecin nasıl değiştiğidir.   Bu nedenle, sağlık reformunda da “hakiki çaba ve irade”yi kutladıktan sonra bir önemli sonucu açıkça görmek gerekmektedir. Vatandaşlar her geçen gün “sağlık hizmetleri” için daha fazla “katkı” ödemek zorunda bırakılmaktadırlar. “Vatandaşlıktan müşteri”ye geçişin mali portresi işte bu nedenle en belirgin olarak sağlık ve eğitim sektörlerinde görülür. Biz de “sağlık reformu” uygulamalarından sonra, “hastane borcu”; “borcunu ödeyemeyenin taburcu olamayışı” gibi haberlerle tanıştık.   Geçen hafta haberlerimiz arasında, “TBMM’de bir süre önce yapılan düzenlemeyle, Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki tedavileri sosyal güvenlik kapsamında bulunmadığı için borçlananlara af geldiği ve borçların bin liralık bölümü silineceği” bildiriliyordu.   Buna göre, “Torba kanun” ile sosyal güvenlik sağlık yardımından yararlanamayanların 31 Aralık 2014 tarihine kadar tahsil edilemeyen -Bin lira ve altındaki hastane borçlarının tamamı, -Bin-2 bin liralık borcun ise bin liralık bölümü silinecek, geriye kalan miktarı ise ödenecek olup; -Borcu 2 bin lirayı geçenler borçlarının yarısını ödedikleri takdirde kalan diğer yarısı affedilecek”ti.   Elbette “af” uygulamaları, “sosyal devlet” gerekliliklerine dayanır. Ama fiyatlandırma uygulamaları ile “sosyal” yönü giderek daha fazla törpülenen devletin, “alacaklarına” ilişkin gündeme getirdiği bu “af”lar; binbir ödeme zorluğuna karşın borcunu ödemiş kesimler aleyhine de “adaletsiz” bir uygulama yaratmaktadır. Af beklentileri, çoğu kez, borcuna sadık vatandaşların cezalandırılması anlamına da gelmektedir.   Peter Drucker’a göre “Egemen siyasal inancın laissez faire olduğu liberal yüzyıl, 1776’da Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” ile başladı: Viyana borsasının beklenenden daha sönük geçen çöküşü ve Paris, Londra, Frankfurt, New York’da yaşanan kısa süreli paniklerle 1873’de sona erdi… Viyana borsasındaki çöküşten 10 yıl sonra, Almanya başbakanı Otto Von Bismarck, milli sağlık sigortası ile mecburi ihtiyarlık sigortasını icat etti.” (Drucker, Peter (2003), Geleceğin Toplumunda Yönetim, Çev. Mehmet Zaman, Hayat Yay., İstanbul, s.3)   Ama sistem bugün neoliberal bir formatta yeniden düzenlenmektedir. Bütün ömrünü sağlık sektörünün danışmanı olarak geçirmiş olan Drucker, -İki büyük ulusal sağlık sisteminin danışmanlığını yapmıştır: Birine 50 yıl, diğerine 30 yıl- (s.38) gelecekte ayakta kalacak birincil sektörlerden biri olarak yine sağlık sektörünü görmektedir. Bu da “sağlık işinde para olduğunu” özel kesime anlatmaktadır.

Anahtar Kelime: ,
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com