28 Kasım 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1342 defa okundu.

 

 

KADİR MISIROĞLU ve YUNAN MEZALİMİ

BURHAN GÜNGÖR

Dinayet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, Kadir Mısıroğlu’nu 9 Kasım günü ziyaret etmesi ve ona hediyeler vermesi Ülkemizin gündemine bomba gibi düşmüştü. Bu ziyaretin 10 Kasıma denk gelmesi çok manidar bulunmuştu. Çünkü malum zatın Atatürk ve Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy hakkında söyledikleri unutulmamış ve haklı olarak bu zat yeniden gündeme gelmişti. Nerdeyse bir asır önce Türk Milletinin Atatürk’ün önderliğinde “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek şaha kalkması ve ülkemizi başta Yunan olmak üzere İngiliz, Fransız, İtalyan ve Marmara Denizinde Padişahın sarayı karışında demirleyen ABD donanmasını ülkemizden bin bir güçlüklere rağmen kovmuş yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur. Ülkemizde yaşayan tüm vatandaşların bu günleri bize bağışlayan Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasına saygı gösterip, minnetle anması gerekirken O’na hakaretler yağdırmaları hainlik değil de nedir. Düşünün bir kere Atatürk önderliğinde Milli Kurtuluş savaşı yapılmasaydı, üzerinde yaşadığımız bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olmayacaktı. Şimdi rahatça bu zırvaları yapan zatlar da olmayacak ya da adları Agop, Terziyan veya  bilmem ne olacaktı. Ve en önemlisi Hazreti Muhammet’in ümmeti şerefine nail olmayacaklardı.

Kadir Mısıroğlu’nun “ Atatürk önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşımızı kastederek “Keşke Yunan Galip Gelseydi, Keşke Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmasaydı her yerde  Yunan bayrakları olsaydı. Mustafa Kemal bu savaşı kaybetseydi. Diyebilmiştir. Yine Atatürk’ün heykelleri için “Bir gün gelecek heykellerin  köpek leşi gibi ortalıklarda sürükleneceğini  göreceksiniz. Atatürk’ü sevip sayan hiç kimse cenazemde saf tutmasın. Mustafa Kemal’i seviyorsan namaz kılsan da kelime şahadet getirsen de kâfirsin” diyecek kadar zırvalamıştır. Ayrıca, İstiklal Marş’ımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’a  “şarlatan serserinin teki” demiştir. Bu sözler medyada haklı olarak çok eleştirilmişti.

Şimdi gelelim malum zatın Yunan severliliği sözlerinden hareketle Yunan’ın, Müslüman Türk Hakkına neler yaptığına. Yunanistan 1919 yılında İngilizlerin desteği ile ülkemizin batısını işgal etmiş ve Ankara’nın Polatlı ilçesine kadar gelmişti. Yunan’ın 3 seneye yakın bir zamanda bu yörelerin Müslüman halkına yaptığı mezalimler (Vahşetler),  Dinayet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın, Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi ve hediyelerle taltif etmesi,  yöre halkına yapılan Yunan mezalimini yeniden gündeme getirdi. Yunan’ın işgal ettiği yörelerde Müslüman halka, Allah var benim de bilmediğim ne kadar vahşet varsa hepsini yapmış. Yunan’ın işgal sırasında halka  yaptıkları vahşetler yeniden basına yansıyınca   bu konuda okuyucularımı bilgilendirmeyi bir borç telakki ettim.

İlk önce Yeniçağ Gazetesinde 22 Kasım 2018 tarihinde Batuhan Çalak’ın “Hainliğin Anatomisi” başlıklı makalesinden “Kurtuluş Savaşında” Padişah Vahdettin, Damat Ferit Paşa ve Türk Milletinin zaferi sonunda Yunanistan’a kaçan “ Allah’ın huzurunda Türklükten istifa ediyorum. Tövbe Yarabbi tövbe Türklüğüme… Beni Türk Milletinden sayma diyen” Şeyhülislam Mustafa Sabri efendi üçlüsünün kaleme aldığı Atatürk ve Kuvay-i Milli ordusunu hedef alan fetvalarını okuduğunuzda Atatürk’ün, yurdumuzu işgal eden düşman yanında sarayla da mücadele ettiğini anlayacaksınız.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında, İstanbul’da dağıtılan veya Anadolu’da İngiliz uçaklarından atılan ve ulusal direnci kırmaya, moral bozup Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti’ni başarısız göstermeye çalışan pek çok propaganda malzemesi hazırlanmıştır. İşte o günleri anlatan bir belge…

‘Ey Muhammed emini! Artık uyanınız. Ellerinizi ve ayaklarınızı sıkan demirleri kırıp hürriyetinize malik olunuz. Bu hainlerin sözleriyle aldanmayınız. Bunlar sizi kendilerine bir tesir etmeden evlerinizden, validenizin ve familyanızın ağuşundan (kucağından) uzak yerlere sevk etmektedirler. Halife emri hilafına olarak sizi kurban gibi salhaneye sürüklemektedirler. Mustafa Kemal ve maiyetinde bulunanlar vatan ve din aşkından mahrumdurlar. Bunların kökü Anadolu’dan değildir. Bunların fikirleri hilafet ve saltanatın aleyhine ihtilaller çıkarıp kendisini sultan ve halife addetmekten ibarettir.

Bunlar sizin kanınızı feda ve cahil ahaliyi soymakla memleketi harab ederek bir taraftan diğer taraflara firar etmektedirler. Biz bu hainlerin işkencesinden ve zulmünden firar ederek Yunanlılara teslim olduk. Bizi kendi işlerimizle meşgul olmak için serbest bırakmışlardır. Yunanlar, ne Türklerin ne padişahımızın, ne de İslamiyetin düşmanı değildirler. Bunların fikirleri yalnız Anadolu’yu kanlarla boyayan Mustafa Kemal’i ve maiyetindekilerini tecziye etmekten (cezalandırmaktan) ibarettir.

Ey dindaşlar! Başınızda bulunan Selanik hainlerini def ediniz. Çünkü bunlar İslamiyet’e büyük bir darbe indirmekte ve tekrar bütün dünyayı kan ile boyamaya çalışmaktadırlar.

Şimdiye kadar feda ettiğiniz kanlar kifayet eder (yeter). Vatanımız yetim ve dul validelerle doludur. Bunlar yüzünden harab ve ihrak olan (yakılan) köylerin ve şehirlerin haddi hesabı yoktur.

Artık söylediklerimiz sözlerle emin olunuz ve bunlara hizmet etmekten vaz geçiniz. Sizin vatana karşı olan vazifeniz yalnız Yunanlıların ileri karakollarına teslim olup oradan köylerinize yahut başlıca münasib gördüğünüz yerlere gidip kendi işlerinizle meşgul olmaktan ibarettir.

Ekseriniz bizim yaptığımızı yapmağa istediğiniz halde bunların size Yunanlılar aleyhine söylemiş oldukları yalanlardan korktuğunuz malumumuzdur. Fakat vallahi size yeminle temin ederiz ki Yunanlılar kendi hudutlarından dışarı olan köylülere bile bu hainlerin kökü mahvoluncaya kadar iş bulmak için bütün teshilatı (kolaylığı) göstereceklerdir.

Ey vatandaşlar! Yalnız bu surette hürriyetinizi, rahatınızı ve adaletinizi temin etmiş olursunuz.’

Propaganda belgesinin sözleri burada bitiyor. Resimde belgenin orijinal biçimini de görüyorsunuz. En altta üç sütun hâlinde 44 Müslüman ismi yer alıyor. Bu isimlerle broşürü Mustafa Kemal’in önderliğindeki ordudan kaçmış askerler hazırlamış gibi bir intiba verilmek istenmiştir.”

İşte bugün Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirenlerin zihniyeti bakın nerelere gidiliyor. İslam’ı kullanarak “Kuva-yi Milliye yerine gidin Yunan’a teslim olun” diyorlar. İşte bugün “Keşke Yunan galip gelseydi” diye hayıflanan hain zihniyetin kökenleri…

Bu tarihi belgeyi bulup duyuran Prof. Dr. Oğuz Karakartal ve bu yayınlara imkân sağlayan Prof. Dr. İskender Öksüz hocalarımızı ayrı ayrı kutluyorum. Yunan Mezalimi konusuna yarın devam edeceğim.

Kadir Mısıroğlu’nun “ Atatürk önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşımızı kastederek “Keşke Yunan Galip Gelseydi, Keşke Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmasaydı her yerde  Yunan bayrakları olsaydı. Mustafa Kemal bu savaşı kaybetseydi. Diyebilmiştir. Yine Atatürk’ün heykelleri için “Bir gün gelecek heykellerin  köpek leşi gibi ortalıklarda sürükleneceğini  göreceksiniz. Atatürk’ü sevip sayan hiç kimse cenazemde saf tutmasın. Mustafa Kemal’i seviyorsan namaz kılsan da kelime şahadet getirsen de kâfirsin” diyecek kadar zırvalamıştır. Ayrıca, İstiklal Marş’ımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’a  “şarlatan serserinin teki” diyebilmiştir. Malum zatın bu sözleri bu sözleri medyada haklı olarak çok eleştirilmişti.

Şimdi gelelim malum zatın Yunan severliliği sözlerinden hareketle Yunan’ın, Müslüman Türk Hakkına neler yaptığına. Yunanistan 1919 yılında İngilizlerin desteği ile ülkemizin batısını işgal etmiş ve Ankara’nın Polatlı ilçesine kadar gelmişti. Yunan’ın 3 seneye yakın bir zamanda bu yörelerin Müslüman halkına yaptığı mezalimler (Vahşetler),  Dinayet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın, Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi ve hediyelerle taltif etmesi,  yöre halkına yapılan Yunan mezalimini yeniden gündeme getirdi. Yunan’ın işgal ettiği yörelerde Müslüman halka, Allah var benim de bilmediğim ne kadar vahşet varsa hepsini yapmış. Yunan’ın işgal sırasında halka  yaptıkları vahşetler yeniden basına yansıyınca   bu konuda okuyucularımı bilgilendirmeyi bir borç telakki ettim.

Aşağıya aldığım Yeni Çağ Gazetesinde Yunan Mezalimini konu alan Selcan Taşçı’nın yazısını okuyunca bunları hiç duymamıştık diyeceksiniz.

    Ağva’ya bağlı Çanaklı Köyü’nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular. Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar. Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler.

Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü’nün kadınlarına tecavüz ettiler.

İmranlar Köyü’nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar.

Tekkeler Köyü’nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler.

Karamandıra Köyü’nde yağmaya direnen Hacı Mustafa’yı kurşuna dizip karısının ve kızının ırzına geçtiler. Irzına geçtikleri kızı, yaraladıkları bir ata bağladılar, at can havliyle oradan oraya koştukça kız parçalara ayrıldı.

Çınarcık’ta, erkek çocukları, annelerine tecavüz etmeye zorladılar. Yaptıramayınca hepsini süngülediler. Kadınların karınlarını yarıp, kundaktaki bebekleri yardıkları karınlarına gömdüler.

İzmir rıhtımında eşlerinden veya oğullarından haber bekleyen kadınların çarşaflarını yırttılar, hakaret ederek yerlerde sürüklediler…

Maraş’ta, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık yaptılar, peçelerini yırttılar…

Karacaali’de, köyün kadınlarına kocalarının gözleri önünde tecavüz edip kurşuna dizdiler.

Bu satırlar Hâkimiyeti Millîye’den:

“Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense, kurşunla, süngüyle, ateşle ölümü tercih etmişlerdir.”

İkna olmayan, “resmî tarih(!)”in parçası bulan, inanmayanlar için, bu satırlar da bizatihi işgalciler, işkenceciler, tecavüzcülerle soydaş olan yabancı bir “kadın” gazeteci Berthe G. Gaulis’den:

“Bilecik bir felaket ve acılar diyarı… Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor… Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış… Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı…”

Belki de bu nedenle, yani “işgal”in ne demek olduğunu en önce, en çok ve en fena biçimde onlar anladığı için, Türk Kurtuluş Savaşı’nın, Millî Mücadele’nin, Kuvayı Millîye’nin –yahut siz nasıl anıyorsanız o direniş günlerinin- “büyük hainleri” arasında bir tek “Türk kadını” yoktur!

Onlar o sırada “hainlere” karşı yazılacak bir “destan”ın ön sözünü inşa etmekle meşguldür!

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından “Mebuslar” teslim bayrağı çekerken gazetelere yolladıkları “Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız” ilanlarıyla eli silah tutan Türk erkeklerine tarihî bir ders verirler mesela!

TBMM başkanlığına gönderdikleri, “Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz” dilekçesiyle, vatan savunmasından kaçanları, yüzlerine tükürmekten beter ederler!

Sultanahmet’ten Kastamonu’ya, Üsküdar’dan Bursa’ya memleketin her yanında “biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız” diye onlar haykırırlar!

Bütün bunlar olur, sadece Anadolu’da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul’unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de “gönüllü meze!” olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki “saray”ında oturan Vahdettin,”işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliği gösterilmesini” buyurur… Atatürk ise, “düşman kaçarken, kadınlarınızı ve çocuklarınızı dağlara ve emin yerlere saklayınız” diye bildiri yayınlıyordur!

Padişah, varlığını “Allah’tan sonra işgalci İngilizlere” emanet ediyorken, Mustafa Kemal kadınların sadece ırzını ve canını kurtarmakla değil, vatanı o mezalimden kurtarıp bağımsızlaştırmak ve onlardan doğacak kız çocuklarının, kız torunlarının yerlerde sürüklenmeyip omuzlarda yükseltileceği bir rejimin temellerini atıyordur!

Hâl böyleyken…

Başka hiç kimseye değil sözüm, bu ülkenin Atatürk’e hakareti, Cumhuriyet’le savaşı marifet sayan kadınlarına bugün;

Siz, nasıl yapabiliyorsunuz?

Nasıl oluyor da, böyle bir “ADAM”ı sev(e)miyorsunuz?

Bugüne kadar Yunan’ın Müslüman Türk halkına yaptığı mezalimler ne Tarih kitaplarında yer aldı, ne de  gelmiş geçmiş Cumhuriyet Hükümetlerin Milli Eğitim Bakanları tarafından kamu oyuna duyuruldu. Varsa yoksa Rusların ve Ermenilerin yaptığı mezalimlerden bahsedildi. Yunan sütten çıkmış kaşık gibi gösterildi. Yukarıda yazılanları okuduğumuzda bunların yanına Yunan’ı da dâhil etmemiz gerekmez mi?

 

 

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

Nude straight boys with monster cocks gay Fucking the Nerd - straight, boys, Nude Nasty Gay fuck 1 - Nasty, fuck, Gay Blacks On Boys - Gay Bareback BBC Nasty Gay Fuck 08 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Hardcore Interracial Gay Fuck Video 13 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Nasty Hardcore Interracial Gay Fuck 02 - Boys, Blacks, On