21.YÜZ YILDA DİLENCİLİK

10 Kasım 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
21.YÜZ YILDA DİLENCİLİK

Kırşehir EmniSerap-5yet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü, “Huzurlu Bir Kırşehir İçin Dilenciliği Meslek Edindirme yelim” projesi kapsamında bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirirken önemli bir soruna dikkat çektiler. Projenin adı bana ilginç geldi: “dilenmek” fiilinin doğrudan eleştirilmesi ile yetinilmiyor, dilenmenin “meslek haline getirilmesi” hedefe yerleştiriliyordu. Bana sorarsanız, bu “nüans”, “dilenme” gerçeğinin inkar edilemez derecede su yüzüne çıkması karşısında, “hiç değilse” bazı kişilerin bu eylemi “meslek edinmeleri”ni önlemeye yönelikti. Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü görevlilerinin uyarıları şöyleydi: 1-      Dilenciliği meslek haline getirenler, insanların emeğini ve duygularını sömürüyorlardı; 2-      Gerçek ihtiyaç sahiplerinin dilenmeyeceğinin bilinmesi gerekiyordu; 3-      Dilencilik asla bir mağduriyet şekli değildi; 4-       Dilencilere verilen her kuruş, onları sokaklarda tutuyor ve dilenciliğe teşvik ediyordu, bu şekliyle sokakta dilenen insan sayısı hızla artmakta idi. Aslında son derece tutarlı savlar kullanılmaktaydı; ancak dilenciliğin tek sebebinin, bu kişilere “para verenler” olduğu iddiası doğrusu abartılı bir “tek taraflı bakış açısı” oluşturuyordu. Çok açık dillendirmesek de dilencilik sorununun bir boyutu “mülteci” sorunumuzla ilişkilidir. Ama bir diğer boyutu da “yoksulluğun kentlerde görünürleşmesi” gerçeğidir. Dünyanın birçok müreffeh kentinde, “sokaklarda yatanlar, evsizler vb” adeta sıradanlaşmaktadır. Toplumsal gelir eşitsizliğinin tüm dünyada artması, sorunu açıklayan önemli bir neden olarak gösterilebilmekte ama görünürleşen yoksulluğun, o ülkenin ekonomisi için de dikkat çekici bir gösterge olduğu artık gizlenememektedir. Öte yandan “kentlerde dilenciler” konusu, bu çağın sorunu olarak parlamadan önce, taa 4. Yüzyılda bile karşılaşılan bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. John Rıch’e göre, bu tarihlerde, “Kentsel nüfus artıyor; Constantinopolis, Antakya ve İskenderiye gibi kentler kırsal yörelerden devamlı göç alıyorlar ve bu gibi kentlerde büyük sayıda vasıfsız işçiler ve dilenci kalabalıkları, örgütlenen kiliseye ve kent münzevilerine cömertliklerini sunmak için büyük olanak yaratıyorlar” (Rıch, John (Der.) (1999), Geç Antik Çağda Kent, Çev. Suna Güven, Ertuğrul Güven, Homer Kitabevi, İ stanbul, s.29) Daha önce “toplumsal sermaye” kavramına yine “Toplum Polisliği” bağlamında değinmiş ve toplumsal güvenin ve geleneklerle ortak değerlere bağlılığın yüksek olduğu toplumlarda, “sosyal sermaye”nin yüksek olduğunu belirtmiştim. Sosyal sermeye konusunu günümüzün en önemli sorunlarından biri olarak gören Francıs Fukuyama’ya göre, dilencilik de bu sermayenin azalmasına yönelik önemli bir göstergedir. Fukuyama bu suçun da içinde olduğu kategorideki suçların, bazı suçbilimcileri tarafından “toplumsal düzensizlik” olarak adlandırıldığını belirterek şöyle ekliyor: “Şiddet içerikli suçlar, mülkiyete yönelik suçlar ve beyaz yakalılar tarafından işlenen suçlara ek olarak hakkında çok az istatistik tutulan, fakat esasen bir toplumda toplumsal sermayenin birikimi bakımından hayati öneme sahip dördüncü bir toplumsal bozulma kategorisi vardır. Bu kategoride bazı suçbilimcilerin “toplumsal düzensizlik” olarak adlandırdıkları serserilik, duvar yazıları yazmak, halkın içerisinde sarhoş dolanmak ve dilenmek gibi eylemler yer almaktadır.” (Fukuyama, Francıs (2009), Büyük Çözülme, Profil Yay., Çev: Hasan Kaya, İstanbul, s.55) Fukuyama bu eylemlerin “suç” kategorisinden çıkarılmasının “istatistiklerde iyileşme varmış gibi” görünüme yol açtığını belirterek, sorunun daha da ciddi olduğunu vurgulamakta ve şöyle eklemektedir: “Bundan 40 yıl önce büyük çöküş henüz başlamamışken, bu tür eylemlerin büyük bir kısmı ABD ve öteki gelişmiş ülkelerde suç sayılıyordu; doğrusu o dönemlerde kentlerdeki polis teşkilatları vakitlerini sarhoşları tutuklamaya ve dilencileri kovalamaya ayırıyordu. Son 20 yıl içerisinde alınan birçok mahkeme kararıyla, bu kişilerin cezalandırılmalarının bireylerin ifade özgürlüğünü, yasal haklarını vb ihlal ettiği gerekçesiyle bu eylemlerin neredeyse tamamı suç olmaktan çıkarılmıştır.” S.55 Ancak ister “suç” olarak adlandıralım, istersek “toplumsal bozulma”, yoksulluğun “dilencilik” olarak , “bazı açıkgözlerin kolaycılığı” iddiasından daha ciddi kökenleri olan bir sorundur.

Anahtar Kelime: ,
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com