Hz Ali’nin, “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” sözünün, öğrenime verilen önemi vurguladığını biliriz. Elbette eğitim önemlidir ve gerçek bilginin değeri bazen paha biçilmezdir.
Ama günümüzde eğitimin de “paralı”sı mümkün olduğundan, öğrenilen şeylerin bedelini belirlemek ve ödemek, kanıksadığımız bir gerçek haline geldi.
Biz de bu seçim sürecinde pahalı bir kelime öğrendik. Kime köle olacağımız konusu henüz belli değilse de bu kelime için ödediğimiz rakam yaklaşık 500 milyon lira. J
Hadi daha fazla merak etmenizi önleyelim, hala duymamış olanlarınız varsa, o kelimenin “istikşafi” kelimesi olduğunu fısıldayıverelim.
“O da nesi?” diyecek olursanız; hani seçim sonucunda kurulması gereken koalisyon için partiler arasında onlarca saat süren “istikşafi” görüşmeler var ya, işte o kelimeyi bu seçim döneminde öğrendik.
Son 1 ay içinde Google arama motorunda en fazla arama, bu kelime için yapılmış. Özetle “öngörüşme” anlamına geliyormuş. “Neden öngörüşme demedik de böyle süsledik?” derseniz, eh kolay değil, ülke ekonomisine maliyeti yarım trilyon lira olan bir kelime, bari biraz süslü ve tabii yeni olmalıydı.
Nefeslerimizi tuttuk, kim ne dedi, kırmızı çizgiler nelerdi, hangi oturuma hangi gündemle girildi filan takip ettik ama o da nesi, “istikşafi” görüşmelerden sonuç alınamadı; “şansımızı bir daha deneyelim bakalım” kararı çıktı. Elimizde “istikşafi” sözcüğünü öğrenmenin gururu kaldı sadece.
Ha bu “değerli bilgi” için ödediğimiz paranın sadece 500 milyon olduğu da sanılmasın. O rakam sadece seçim için partilere verilen toplam ödeneği ifade ediyordu. Türkiye Esnaf Sanatkarlar Konfederasyonu tarafından yapılan bir araştırmaya göre aday adayları ve adaylar, bir seçim döneminde “en az bir milyar lira” harcıyorlarmış.
Seçim harcamaları, parti harcamaları, devletin yurt dışındaki vatandaşlar dahil yaptığı seçim organizasyon harcamaları, YSK’nın yaptığı masraflar, YSK’ya verilen ek bütçe ve adayların yaptığı bireysel harcamaların toplamı da 2 milyar lirayı buluyormuş. J
Peki beğenmediğimiz bu seçimden sonra ikinci seçimin sonuçlarını beğeneceğimizin garantisi var mı? Yok tabii… Bize yine bu ikinci masraflarla katlanan borçların bize nasıl ödetileceği endişesi kalacak.
Bizimki gibi özdenetimi az sistemlerde ise bu masrafların “siyasi yolsuzluklarla” ödeneceği çok açıktır. Castells, “siyasi yolsuzluk” örneklerinin nasıl erken tarihli ve nasıl yaygın olduğunu hemen tüm dünyadan örneklerle anlatırken, şu bilgileri verir:
“Demokrasi ilerlediğinde, siyasi yolsuzlukların bastırılması için 1867 tarihli Reform Yasası çıkarılmıştır. Boissou da 1890’da Japon basınının yaygın seçim hilelerini kınadığını belirtmiş, Asahi gazetesinin “Seçimi satın alan, seçildikten sonra satılık demektir” diye yazdığını not düşmüştür.” (Castells, Manuel (2006), Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür Cilt:2 (Kimliğin Gücü), Çev. Ebru Kılıç, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, s.501)
Kuşkusuz yolsuzluk, yolsuzluğun nasıl algılandığı, temelde toplumun refah düzeyine ve sistemin kurgusunun sağlamlığına bağlı bir dizi koşulla ilişkilidir. Ama birileri “seçim satın almaya çalışırken”; biz hala “istikşafi” kelimesinin borcunu ödemeye çalışacağız. Üstelik o “birileri”, satılık ilanıyla para ederken, biz tüketilmiş bu bilgimizi hiç kimseye pazarlayamayacağız.
Ne diyelim, demokrasi zor iş, zorlu süreç…









