15 Temmuz Darbe Girişimi  ve  Ekonomide  Tepkileri Hatırlayalım

16 Temmuz 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
15 Temmuz Darbe Girişimi  ve  Ekonomide  Tepkileri Hatırlayalım

Fatma Acar Ünlü

15 Temmuz Darbe Girişimi  ve  Ekonomide  Tepkileri Hatırlayalım

Darbelerin  oluşum  gerekçeleri  açıklanırken siyasal  ve  ekonomik istikrarsızlık  ile toplumsal gerilimlerden kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. 15 Temmuz darbe girişimi, tüm bunların tersine siyasal, ekonomik ve sosyal gelişmelerin olumlu olduğu, toplumsal olayların aşırı uçlarda yaşanmadığı ancak yolsuzluk ve otoriter rejim söylemlerinin yoğunlaştığı bir dönemde meydana gelmiştir.  15 Temmuz’un, “artık bu ülkede darbe olmaz” denilen bir ortamda gerçekleştiği hiçbir zaman hatırlardan çıkarılmamalıdır.

Başta silahlı kuvvetler ve emniyet teşkilatı olmak üzere neredeyse bürokratik yapının tamamına sızmış hatta taşmış bulunan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), 15 Temmuz 2016 gecesi  bir kalkışma ile ülkeyi ele geçirmeye çalışmış; gerek siyasi aktörlerin sergilediği kararlı tutum gerekse sivil karşı duruş sayesinde oldukça kısa bir sürede bu kalkışma bertaraf edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın dönem siyasal tarihi askeri darbelere aslında hiç de yabancı değildir; ancak gerek hazırlık safhası gerekse sonrasındaki iç ve dış menşeli gelişmeler dikkate alındığında, diğer müdahalelerden farklı olduğu ortada.

15 Temmuz’daki darbe girişimi büyüklüğündeki bir sorunun, ekonomik etkileri olmaması beklenemezdi.

Yaşanan ilk şok, darbe girişimi sonrasındaki takip eden haftalarda ekonomi yönetiminin kuvvetli politika tepkisi sonucunda atlatılmıştı … Ancak ekonominin sorunları 15 Temmuz’dan ibaret değil.

Türk iktisadi hayatının geçmişten günümüze gelen durumu toplam üretimdeki sektörel dengesizlik ve verim  sorunları, kamu kesimi  açıkları ve borçlanma ile finansmanı, dış ekonomik ilişkilerde düşük rekabet gücü gibi yapısal problemler etrafında dinamize olan ekonomik gelişme-kriz  sarmalına sıkışmış  kalmıştır. Bu süreç boyunca bir taraftan geleneksel ekonomiden modern ekonomiye geçişin, uluslararası politik ve ekonomik değişimlere uyum sağlama çabasının ortaya çıkardığı yapısal problemlerle mücadele edilmiştir.

2000’li yıllara değin yapısal ekonomik problemlerine kalıcı çözümler üretemeyen ve ekonomik gelişme kriz içinde sürdüren Türkiye Cumhuriyeti, 2001 yılında, koalisyon hükümetlerinin kırılgan yapısının gölgesinde tarihinin en büyük ekonomik kriziyle yüzleşmek durumunda kalmıştır. Bu yıkıcı tecrübe sonrasında, durumun sorumluları olarak siyasal partiler ve siyasetçiler, 2002 yılında yapılan seçimlerde adeta tasfiye edilmiş ve Ak Parti’yi tek başına iktidara gelmiştir.

Özellikle 2002-2007 döneminde; kamu mali yönetimi, sosyal güvenlik sistemi, yerel yönetimler reformu, imalat sanayinde katma değer artışı, artan turizm gelirleri, yatırım ortamının/ikliminin iyileştirilmesi, bankacılık ve finans sektöründe denetim ve gözetim mekanizmalarının kuvvetlendirilmesi ile finansal piyasalarda ürün çeşitlendirilmesi gibi hamleler ile birlikte yüksek, istikrarlı ve kaliteli bir büyüme, üretimde verim artışı, kamu mali dengesinin normalleşmesi, kamu borç yükünün azalması, faiz, enflasyon ve işsizlikle mücadele, doğrudan yabancı sermaye yatırımı girişlerinde artış hususlarında başarı sergilenmiş ve Türkiye bölgesel ve küresel  olarak vizyonu  genişlemiştir.

15 Temmuz akşamındaki ilk şokun atlatılmasının ardından gözlerin  ilk iş gününe çevrildiği gün önem taşımaktadır;

Ani döviz çıkışı ihtimali ve bankalarda likidite sıkışıklığı yaşanabileceği olasılığı olmuştur. Bu risklere karşı ekonomi yönetimi kuvvetli bir politika tepkisi geliştirmiştir:

17 Temmuz akşamı Mehmet Şimşek çok sayıda uluslararası yatırımcı kuruluşun katıldığı bir telekonferans düzenleyerek dış piyasaları bilgilendirmiştir.

(Olağanüstü Hal (OHAL) ilanından sonra 22 Temmuz’daikinci bir bilgilendirme toplantısı yapılmıştır; BGC Partners, Credit Suisse, Goldman Sachs, HSBC ve JP Morgan tarafından ortaklaşa şekilde organize edilmiştir.)

Merkez Bankası’ndan (TCMB) geldi. “Finansal piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amacıyla” bankaların ihtiyaç duyacağı likiditenin sınırsız olarak sağlanacağı duyurulmuş ve Bankacılık sisteminde oluşabilecek likidite sıkışıklığının önlenmesine yönelik sistemin işleyişi açısından önlem alınmıştır.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından kritik bir adım atılmıştır. Borsa’daki hızlı düşüşün önüne geçebilmeye çalışılmış yine de BIST endeksi % 13 , Dolar bazında %18 değer kaybetmiştir.

OHAL yetkilerinin ekonomik konularda kullanılmayacağı ilan edilmiş, Şimşek ve Babacan’ın yabancı yatırımları çekebilmek için gerekli olan yapısal reformların bir kısmının bu süreçte hayata geçirilebileceği yönündeki açıklamaları ile özellikle kredi derecelendirme kuruluşlarının olumsuz kararlarının önüne geçilebilmesi amaçlanmıştır.

Türkiye Varlık Fonu’nun kurulması gibi tedbirlerin yapısal reformlar ile desteklenmesinin gerekliliği de bir defa daha ortaya çıkmıştır.

Yine bu süreçte IMF Başkanı Christine Lagarde’ın, “İnanılmaz derecede düzensiz bir olaydan sonra piyasalar düzgün bir şekilde çalıştı” şeklinde, bütün bu önlemlerin başarısını vurgulayan açıklaması da, kuşkusuz piyasalar açısından pozitif bir mesaj olarak algılanmıştır.

15 Temmuz ve benzeri şokların yaratacağı en önemli ekonomik risk, Uluslararası Para Fonu’nun (Intenational Monetary Fund, IMF) Nisan 2016’daki Türkiye raporunda altını çizdiği “ani duruş” mekanizmasının tetiklenmesi durumudur.

IMF’e göre, kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkenin yatırım yapılabilir notunu düşürmeleri, sermaye çıkışlarının yaşanmasına, bu da firmaların borçlarını çevirmelerinin zorlaşmasına neden olabilir. Firmaların borç ödemesinde yaşanabilecek sorunların bankacılık sektörüne yansıması ise sermaye çıkışlarının daha da hızlanmasına neden olabilecek bir mekanizmayı tetikleyebilir. Şu son dönemde yaşadığımız süreç bunun örneğidir.

Temel sorun, ülke ekonomisinin sermaye akımlarına duyarlılık seviyesinin çok yüksek olmasıdır. Kredi değerlendirme kuruluşlarının aldığı kararlar eleştirilebilir.  Ancak ‘’neden kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarına bu kadar hassas bir ekonomik yapımız var? ‘’diye sormalıyız.

KAYNAKLAR: KARTEPE ZİRVESİ  / 15 TEMMUZ VE DARBELER SEMPOZYUMU VE

SAYIN ÜMİT AKÇAY’IN DÖNEM İLE İLGİLİ KÖŞE YAZISINDAN ÖZETLER

 

FATMA ACAR ÜNLÜ 14.07.18

 

 

 

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com