12 EYLÜL CUNTA DARBESİ ve AMERİKAN İŞGALİ !

23 Haziran 2021
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
585 defa okundu.
12 EYLÜL CUNTA DARBESİ ve AMERİKAN İŞGALİ !

Türkiye’de 1970’ler demek her şeyden önce kardeş kavgaları demektir. Sağcı solcu kavgaları diye anılan o dönem olaylar bütünü esasında sokakta ortak gayeleri vatan ve bayrak olan ama meseleye farklı pencerelerden bakan gençlerin karanlık üst akıl oyun kuranlar tarafından birbirlerine kırdırılmaları, bu sayede tepedekilerin ülkeyi cendereye alıp istediklerini yaptırmaları olarak özetlenebilir. 12 Eylül 1980 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saat 03.00’te başlayan askerî müdahale ülkedeki tüm olayları adeta bir düğmeye basmışçasına durdurdu. Saat 04.00’te radyolardan tüm ülkeye duyurulan ilk bildiride, “Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.” ifadeleri ile anons edilmişti. Müdahale sonucu hükümetin faaliyetlerine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi, yurt dışına çıkışlar yasaklandı Millî Güvenlik Konseyi kuruldu, siyasi partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti, 50 kişi idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi. Darbeden sonra her şeyin esasında önceden planlandığı çok açık anlaşılan bir plan proje hızla ilerlemekteydi.

“Bizim Çocuklar Başardı” dedikleri O.Ç’ler ( Onların Çocukları)

Hakkında pek çok kitap makale yazılan, belgesel ve filmler çekilen 12 Eylül darbe süreci ile ilgili en önemli gelişmelerden birisi 2011 yılında yaşanmıştır. Zira İngiliz yayın kuruluşu BBC, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine, gizliliği kaldırılan 12 Eylül cunta darbesine ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı yazışma belgelerini elde etmiş ve daha önce yazılıp çizilmeyen yeni bazı belge ve bilgileri üç günlük bir yazı dizisi ile yayınlamışlardır. “BBC Türkçe”nin yayınladığı belgeler, 12 Eylül 1980 ile 5 Kasım 1980 tarihleri arasında ABD’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki diplomatik temsilciliklerinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığı ile diğer ülkelerdeki temsilciliklerine gönderilmiş 10 adet yazışmaya dayanmaktaydı ve çok önemli bilgiler içeriyordu. 27 Mayıs 1960 ve sonrası yapılan tüm askeri darbelerinin ardında ABD başta olmak üzere, Batılı güçlerin olduğu zaten bilinen bir gerçekti ve bu konularda epeyce kanıt ve yazı da zaten mevcuttu. Meşhur bir anekdottur, 12 Eylül darbesini 1970’li yıllarda CIA’nin Türkiye Şefi olan Paul Henze, ABD Başkanı Jimmy Carter’a “bizim çocuklar başardı” diye bildirmiş. Zaten darbeyi yapan bütün cuntacılar, darbe bildirilerinde “NATO dâhil bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız” diye kendilerine destek veren dış güçlere bağlılık sözünü en baştan verdikleri için, darbelerin ardındaki Batı desteğini anlamak için aslında yeterli bir delildir. BBC Türkçe kuruluşunun yayınladığı bahse konu yazışmaların ilkinin tarihi 12 Eylül 1980 günü, darbeden kısa bir süre sonra yazıldığı anlaşılan ve dönemin Ankara Büyükelçisi ‘Spain’ imzasını taşıyan bir yazışma olup “Gizli” ibaresine de sahiptir. Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın bu belgeyi paylaşmadan önce bazı kısımlarını çıkarttığı anlaşılmıştır. Darbenin ardından ABD-Türkiye ilişkileri” başlıklı yazışmada Spain, darbenin hemen ertesinde şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Mevcut askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz ve özellikle de NATO üyeliği başta olmak üzere Türkiye’nin güvenlik ya da dış politikasında değişim yaşanacağı yönünde bir endişe taşımamıza da gerek yok. İlk günlerde daha da önemli olan ise bizim kamuoyu önündeki tutumumuz. ABD devleti adına konuşan sözcülere, durumu yakından takip ettiklerini söylemelerini ve yorumlarını Türkiye’nin NATO üyeliği gibi dış politika yaklaşımlarında herhangi bir değişim görmeyi beklemedikleri yönündeki ifadelerle sınırlı tutmalarını öneriyoruz.”

Spain’in darbe günü gönderdiği yazıda enteresan bir yorum var, diyor ki; ‘Türkiye’de ordunun yönetime el koymasının diğer birçok demokratik ülkenin aksine “daha köklü ve daha kabul edilir” bir durumdur.’ Cunta darbesi ancak bu kadar net övülebilir ve desteklenebilir ki darbenin dış destekli olduğu iddialarına da ayrı bir delil olarak da değerlendirilebilir. Zira yine bahse konu aynı

yazışmalardan, 12 Eylül günü akşamüstü saat 15:00’te ordu komutasıyla NATO üyesi ülkelerin büyükelçileri arasında bir toplantının planlandığı da görülmekte olup bu darbe durumunun batıdan yansımasını daha da şüpheli bir hale sokmaktadır.

BBC Türkçe tarafından elde edilen gizliliği kalkmış 12 Eylül’e ilişkin yazışmalarda Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri İlter Türkmen ile temasta olunduğu da belirtiliyor. Bu yazışmada özellikle “Büyükelçi’nin Türkmen ile kurduğu temasların yapıcı ve ABD’nin çıkarları ile savunma alanındaki karşılıklı olağan işbirliğinin devamına yönelik rahatlatıcı olduğu” ifadeleri de kullanılıyor. Ekonomi politikaları alanında ise Evren’in ekonomik reform programının devam edeceğini ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’yle (OECD) yapılan anlaşmaların süreceğini taahhüt ettiği ifade ediliyor. 22 Eylül 1980 tarihini taşıyan “Özel” ibareli bir yazışmada, Bülend Ulusu başbakanlığında kurulan yeni kabineye dair değerlendirmeler yer alıyor. Kabinedeki isimlerin seçiminde “deneyimin” önemli bir kıstas olarak göründüğünün belirtildiği yazışmada, “Yeni kabine, genel olarak muhafazakâr olarak bilinen ve Türk halkının aşina olduğu bir grup yetenekli isimden oluşuyor” şeklinde yer alan değerlendirme darbe destekleyici güçlerin sonrası dönem için özellikle muhafazakâr yapıda bir hükümet beklentisi tefekküre değerdir. Zaten Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Özal’ın 24 Ocak Kararları ile başlayan ekonomik reform sürecinde “yetkili kişi” haline geldiği ifade edilirken, Dışişleri Bakanlığı’na getirilen Türkmen ve Savunma Bakanlığı’na atanan Haluk Bayülken de “yüzü güçlü şekilde Batı’ya dönük isimler” olarak tanımlanıyor olması darbe sonrası şekillendirilmek istenilen yeni Türkiye için derin ipuçları sunmaktadır.

12 Eylül 1980 askeri darbesi, İngilizler tarafından da yakın bir şekilde takip edilmiştir. Özellikle de İngiliz Büyükelçiliği, askeri müdahale öncesi süreçten başlayarak darbe sırasında ve sonraki dönemde sürekli olarak İngiliz makamlarını Türkiye’de meydana gelen gelişmelerden haberdar etmiştir. İngiliz Dışişleri Bakanı David Owen, Ankara’daki büyükelçiliğinden “Türkiye’deki darbe olasılığı”nı araştırmalarını istiyor. Bir süre sonra gönderilen raporun özeti şu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepedeki generalleri emir komuta zinciri içinde bir darbe yapabilir.”

O döneme ilişkin artık ifşa olunan belgelerde görüyoruz ki İngiliz Büyükelçiliği’nin Ocak 1980’de yaptığı tahmine göre Demirel hükümetinin yaza kadar sürmesinin zor olduğu belirtilmiştir. Bu durumun Türk ordusunu ülkede yeni bir hükümet krizi olabileceği konusunda endişeye sevk ettiğini belirtmiştir. Türkiye’nin önemli tartışma konularından birisi olan Cumhurbaşkanının seçimi üzerine meydana gelen gelişmeleri İngiliz Dışişlerine rapor etmiştir… İngiliz Büyükelçiliği, 14 Mayıs 1980 tarihli raporunda, General Kenan Evren’in Brüksel’deki NATO toplantısından döndükten sonra yaptığı açıklamasında Brüksel’de kendisine sürekli Cumhurbaşkanının ne zaman seçileceği konusunda sorular sorulduğu kendisinin de tatmin edici bir cevap veremediğini belirtmiş ve durumun can sıkıcı olduğunun altını çizmiştir. İngiliz Büyükelçi Laurence, Londra’ya gönderdiği Türkiye hakkındaki diplomatik raporda darbenin Türk-İngiliz ilişkilerine yönelik herhangi bir zarar vermediğini söylemiştir. Ayrıca siyasi ve ekonomik istikrarın kurulması için yeni kurulan askeri rejime İngiliz hükümetinin sempati ve anlayışla yaklaşması gerektiğini düşüncesinde olduğunu da belirtmiştir.

12 Eylül darbesindeki Amerika parmağını daha iyi anlayabilmek için Yeşil Kuşak projesini de bilmek gerekir elbette. Sovyetlerin 25 Aralık 1979’da Afganistan’ı işgaliyle Yeşil Kuşak Projesi devreye girmişti. Bu güneye yayılmaya başlayan Sovyet yayılmasını, Müslüman devletlerini kontrollü İslamcılık ile donatıp frenlemeyi amaçlayan bir Amerikan projesiydi. Bu bağlamda Afganistan’daki direnişçilerle Pakistan’daki İslamcılar güçlendirildiler. Yine bu bağlamda; mücahitlere Amerikan danışmanlar ve Amerikan yapımı Stinger uçaksavar füzeleri desteği sağlandı. Afgan mücahitleri Stringerlerle Sovyetlerin Afganistandaki hava gücünü adeta yok ettiler. Sonunda Sovyetler Birliği güçleri yenilerek 15 Şubat 1989’da Afganistan’ı terk etmek zorunda kaldılar. Sovyetlerin çöküşüyle soğuk savaş sona ermiş Yeşil Kuşağa artık gereksinim kalmamıştı ancak bu projeyle beslenmiş, güçlenmiş siyasi radikal İslam ile Taliban, El Kaide, IŞİD gibi cihatçı İslami cihat örgütleri günümüze kadar sorun olmaya devam ettiler. Bu terör odaklı sözde İslamcı örgütler Amerika’nın çıkarına uygun olarak komünizmin yerini alacak olan yeni düşmanın İslam olarak belirlenmesine ve böylece Ortadoğu’ya Amerikan işgali için gerekçe oluşturarak şekilde

hizmet etmeye devam ettiler. Tabii düşman da olsalar silah ve her türlü lojistik destek yine el altından Amerika tarafından sağlanıyordu. Zira bunlar ‘ihtiyaç duyulan düşmanlar’(!) olarak görülüyorlardı.

12 Eylül 1980’de CIA’in Ankara şefi Paul Henze’in dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a darbeyi “bizim çocuklar yaptı” sözleriyle haber vermişti. Başkan Carter, darbe sonrası memnun olarak dedi ki: “12 Eylül’den önce Türkiye savunma anlamında kritik bir vaziyetteydi. SSCB’nin Afganistan’a müdahalesi ve İran’da Şah rejiminin devrilmesinden sonra Türkiye’ye istikrarı getiren bu hareket bizi oldukça rahatlattı.” Enteresandır, darbe sonrası ABD’nin Türkiye’ye ekonomik ve askerî yardımları da oldukça artmıştır. 12 Eylül darbesi ve sonrası oluşan cunta idaresi ile Amerikan destekli tam Amerikancı Özal hükümeti ile Türkiye hem ekonomik hem de askeri olarak kapılarını ardına kadar Amerika’ya açmıştır. Hem iç pazarımız Amerikaya teslim edilmiş, hem de ülkenin pek çok yerine pek çok Amerikan askeri bölgeler kurulmuştur. Güya NATO kapsamında savunma amaçlı olduğu iddia edilen bu Amerikan askeri yapılanma Ortdadoğu’da paravan bir Kürt Devleti kurulması amacına hizmet ederek PKK terör örgütünü destekleyerek palazlandırmış, Türkiye’ye karşı yürütülen terör faaliyetlerini perde arkasından maddi ve manevi olarak desteklemiştir. Bu duruma işaret eden nice komutanlar ve gazeteciler faili meçhul cinayetlerle susturulmuştur.

27 Mayıs 1960 darbesi ile başlayan Amerikan işgali, 70’lerdeki muhtıralarla kendisini güncellemiş, 12 Eylül darbesi ile işgal en üst seviyeye çıkmış, Amerikan adeta kılcallarımıza kadar sızmıştır. Amerika’dan icazet almadan hükümetler kurulamaz duruma gelmiştir. İktidara gelmek isteyen önce soluğu Amerika’da alıyor, bazı görüşmeler yapıyorlardı. Şartlı kredi ve hibelerle Türkiye’de ekonomiyi veya siyasi kontrolü ele geçiren Amerika, askeri tesisleri ile de neredeyse hiç çıkarılamayacak güçte topraklarımıza yerleşmiştir. Süleyman Demirel’in “Amerikan çevik kuvveti bir çıban, başını kazıyabilirsiniz ama kökünden ne çıkacağını bilemezsiniz” sözünü her hatırladığımda dehşete kapılırım. 15 Temmuz’da Amerikan’ın İslami kisveli hain cemaat eliyle yapmak istediği işgalinin tamamlanacağı son perdesi çok şükür ki milletimizin demir yumruğu ile püskürtülmüştür. 12 Eylül askeri darbesini bugün okurken görüyor ve anlıyoruz ki, derin dünya sisteminin Türkiye ayağında da sağın (bilhassa ülkücüler) ve solun gençleri birbirlerine karşı kışkırtılmış, birbirlerine kırdırılmış, tepedeki üst akıllar amaçlarına ulaşınca da her iki kesimin tepelerine vurulmuştur. O yıllarda olaylara karışmayan muhafazakâr kesimin gençleri ise genel olarak ne işkence ne cezaevi görmüşler, lakin Özal ile başlayan muhafazakâr iktidarlar dönemlerinde bugüne kadar hep ülkenin balını, yağını yiyen kesimler olmuşlardır. Amerika Türkiye üzerinde tahakkümünü artırırken İslamcı kisvesindeki art niyetli kimi kesimler ise maalesef hep hayali ihracatlar, haksız kazançlar, rantlar, devleti soymalar gibi konularla gündemlere gelmişlerdir. Yeşil Kuşak ile palazlandırılan kesimler kimi devlet ve bölgelerde terör, kimi bölgelerde siyasi olarak Amerika’ya bilerek veya bilmeyerek maalesef hizmet etmişlerdir. BOP projesi ile 12 Eylül sonrası en sinsi Amerikan projesi de hayata geçmiş, meşum çözüm sürecinde tehlikeli gelişmeler yaşanmıştır. Ancak Cumhur İttifakı ile MHP’nin iktidarla yakınlaşması ve birlikteliği hain pek çok projeye engel olduysa da milliyetçi ve ulusalcı vatansever pek çok kesimin devlet ve millet adına bu dönem ittifaklı iktidardan beklentisi ve umudu bir hayli yüksektir. Mesela, bilhassa ülkücü taban MHP’den, MHP’nin daha önce şiddetle karşı çıkıp şimdi ittifak ortağı olarak desteklediği ‘Kanal İstanbul’ projesine temkinli yaklaşmasını, bu projenin arka planda Amerikan çıkarlarına hizmet edip etmediğinin çok iyi araştırılıp anlaşılmasını beklemektedir. Sağı, solu, muhafazakârı, ateisti, demokratı, liberali ile bu ülke, bu vatan, bu bayrak hepimizin! Kim olursa olsun bu devlet için, bize düşmanlık ettiklerinde ‘Kahrolsun Amerika’ diye bağırabilen herkes kardeştir. Bir sonraki yazımızda Türk-Amerikan ilişkilerinde daha yakın tarihlere el atacak, öncelikle BOP projesini değerlendireceğiz.

“12 Eylül Ülkücüler olarak bize çok haksızlık etmiş, büyük mağduriyetler getirmiştir. Ah Mamak Cezaevi’nin dili olsa da bize tabutlukları, C5’leri anlatsa. Metris’in, Bayrampaşa’nın dili olsa da orada kararan hayatları anlatsa…”

Merhum Alparslan Türkeş’in 1992 yılında verdiği bir röportajdan

MHP Eski İl Genel Meclis Üyesi

Av. Bülent DEMİRBAŞ

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

Nude straight boys with monster cocks gay Fucking the Nerd - straight, boys, Nude Nasty Gay fuck 1 - Nasty, fuck, Gay Blacks On Boys - Gay Bareback BBC Nasty Gay Fuck 08 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Hardcore Interracial Gay Fuck Video 13 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Nasty Hardcore Interracial Gay Fuck 02 - Boys, Blacks, On