• Dolar Alış / Satış: 3.486 / 3.493
  • Euro Alış / Satış: 4.176 / 4.184
  • KIRSEHIR:
  • Güneş: 06:25
  • Öğle: 12:43
  • İkindi: 16:06
  • Akşam: 18:48
  • Yatsı: 20:05
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

Varolmanın 95 Yılı…

29 Ağustos 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
92 defa okundu.
Varolmanın 95 Yılı…


Şan ve Şerefle Dolu Tarihi nasıl sileceksiniz?
Silahları toplatılarak askeri terhis edilmiş bir milletin, yeniden varoluş mücadelesinin son aşaması olan Dumlupınar ‘da Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutanlığında zaferle sonuçlanan büyük taarruz 30 Ağustos 1922… Bugün, bu yüce milletin düştüğü yerden tekrar ayağa kalktığı gündür. Canlarıyla, kanlarıyla bedel ödeyen tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle, şükranla anıyorum.
“Milli birlik siyasete kurban edilmiştir. Osmanlı Mebusan Meclisi feshedilmeli. Millet kendi haklarını kendisi aramalı ve savunmalıdır”. 1919 Mustafa Kemal.
Gerçek inkılap tarihi böyle yazılmış. Bu minval üzerinde destanlaşmıştır. Ben tarihimi çaldırtmam. Ben tarihimi çok iyi biliyorum. Milli Eğitim Bakanlığınca dört din baronuna talimatla hazırlatılmış “İnkılap tarihini”, Türk İnkılap tarihi olaraktan kabul etmiyorum. Sizler ben tarihimi inkar edecek kadar alçak değilim. Diyebiliyor musunuz? Ben diyorum.
Ben; Mustafa Kemal Atatürk’e olan minnet duygularımı bir değil. Bin kez, her fırsatta ifade etmek istiyorum. Saraylarda oturarak “Baş Komutan” olunmaz. Baş komutanlık yoksul milletin üzerinden alınmış 14 adet vip uçakla, helikopterle, yatlarla, 2 bin adet koruma ordusuyla, devlet imkanları ve parasıyla haçça gitmekle, milletin şehit evlatlarına kelle demekle, milli orduyu parçalamakla, kızına yüksek maaşla danışmanlık, damada bakanlık vererek, Osmanlıdan kalan sarayları kendince yeniden dizayn etmekle Baş komutanlık olmaz. Cemaatle devlet yönetip, 17-25 Aralık sonrası arayı açıp kavga edip “biz siyaseten bulaşmadık” diyerek kendini aklamaya çalışandan başkomutan olmaz. başkomutanlık; adalet kavramına kelepçe takmakla olursa, başkomutanın sıfatı cunta olur. Başkomutan olmaz. Yasa öyle diyormuş. bir diğeri böyle diyormuş. Lafla başkomutan olunmaz.
Baş komutanlık haybeden alınan sıfat değildir. Baş komutanlık savaş meydanında ortaya çıkar. Aziz milletin çocuklarını itin, çakalın önüne sürmekle başkomutanlık olmaz. Suriye’nin itleri benim ülkemde keyif çatarken, bu milletin çocuklarını Suriye bataklığına göndermek Başkomutanlık olamaz.
“Zihin fukara olunca, fikir ukala olur”. Osman Pamukoğlu.
Bu millete tarihini unutturmak isteyenler var. Tarihimizi sulandıranlar var. Tarih kitaplarından silenler var. Aziz milleti çağ dışlığa, karanlık çağa sürüklemeye uğraşan güçler var. Türk milleti tarihini unutabilir mi? Milli birliğine, kültürüne, değerlerine hakaret edilmesini sineye çekebilir mi? Kurtuluş yıllarını her andığımızda şanlı tarihimizle gözleri yaşaran bizleriz. Kanla irfanla kurulmuş bir ülkenin mimarlarıyla alay eden, hatta hakaret etme yoluyla ne yapmak istedikleri, kime hizmet ettikleri belli olmayanlara direnmenin yolu orta oyun soytarılarının ve saray dalkavuklarına prim vermemekten geçer. Benim millet olgusundan anladığım budur. Onurdan anladığım, şereften anladığım budur.
Falih Rıfkı Atay şöyle diyordu: “Bilmiyorduk. Bir bilen ve öğretende yoktu. Herkes şaşırtıcı ve umut kırıcıydı. Nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir asır beklemeliydik. Aldanmak, avlanmak, yaptığımızı bozmak veya kullanmamak hepsi hesaptaydı. Her şey yapılmalı ve yapılanların sahibi bu millet olmalıydı.”
Bizler. Bu vatanın gerçek evlatları olarak elimizin altında silinmek istenen gerçekleri unutursak, onlarla birlikte silersek, cehaletin, kara cübbelinin oyuncağı oluruz. Bu ülkede demokrasinin sistemik olarak yok edilmesine yönelik çok büyük bir oyun var. Bu oyuna alet edilmek istenen birde ulus var. Bizler bu tuzağa düşersek, ülkenin kurtulması için belki asırlar gerekir.
Osmanlı yönetiminin rezaletinin üçlemesini neredeyse hemen hiç değiştirmeden son 80 yıldır Türkiye’ye egemen kılan durumun ‘yönetim krizi’ değil ‘yönetim aczi’ olduğu gerçeği vardır. Bu umarsız bencil idari yapıdan kurtulmak isteyen halk, kurtarıcı ve mucize beklemekten usandı. Ancak aynı toplum bozuk bir yapılanmanın çalınmış harç ve malzemesini de görmemezlikten gelmekte. Oysa 1919’da çürümüş Osmanlı yönetiminin yol verdiği emperyalist yağma hareketine, 30 Ağustos kutlu zaferiyle son verilmiştir. Kurtarılmıştır vatan toprağı. Ancak geride yanmış, yıkılmış bir ülke, tecavüze uğramış kadın ve kızlar, yüz binleri bulan sivil ölüler.
Bugün milli birlik feda edildi mi, edilmedi mi? Edilmediyse bu ulusun içine düştüğü aczin fatura bedeli kime veya kimlere çıkartılacaktır. 1920 kafası ve iradesi imkansızlığa ve emperyalist uluslara meydan okumuş, doğru-eğri, eksik-tamam. Fakat “Türk yapamaz” sabit fikrini yenmiştir.
‘Bak oğlum. Ben bu devleti, elimde avucumda yokken, 1,5 milyon insanımı kaybetmişken, senin Yunan dediğin dünkü Osmanlı uyduruğu, Anadolu’nun yarısını işgal etmişken, halktan askerin kıçına don toplayarak kurdum’. Osman Pamukoğlu…
1922 zaferinin getirdikleri… ‘1923’te yanmış yıkılmış Anadolu’da nasıl demokrasi kuracaksın? Komşunun, komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu’yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın. Fabrikan yok, işçin yok, iş adamın yok, mühendisin yok, doktorun yok, uzmanın yok, yolun yok, suyun yok, barajın, elektriğin yok. Kadınların çarşafta, çuvala giriyor. Tamamı yakını cahil ve okuryazar bile değil. Erkeğin dört kadın alıyor. Yurttaşlık yasası yok. İhracatçı yok, ithalatçı yok. Sermayen yok. Kalkın bakalım, “Sermayesiz ekonomik kalkınmanın, yumurtasız omletten ne kadar farkı var’.
M. Kemal kuşağı ne yapmış? Yöneticiler, devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış? Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş? Merkez bankası 1930’a değin neden açılamamış? Özel sektör nasıl oluşturulmuş? Yeni devlet nasıl kurulmuş? Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş? 1920’de on, on iki milyon nüfusun % 95’i alfabesizlikten, savaş artığı bir topluma okuma yazma seferberliği nasıl açılmış? Kitaplıkta kitap yok iken ulusal kütüphane nasıl kurulmuş? Okullarda tarih kitabı bile yok iken tarih nasıl yazılmış? Yok, olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış? Yunanlı ile dostluk nasıl yapılmış? Avrupa’da saygınlık nasıl kazanılmış, bugün nasıl yok edilmiş?
Şaşıp kalıyorum. Şaşmamak mümkün mü? 2018 yılına bir kala seksen milyonluk Türkiye’nin haline bakıyorum, şaşıp kalıyorum. Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız, her şeyimiz var iken neler yapamıyoruz? Bir de bu ortamda Mustafa Kemal’e saldıranlara bakıyorum, bir de sahte Atatürkçülere bakıyorum. Kullanıldığımızı hissediyorum. Ben bunları sahteliklerinden dolayı reddediyorum. Alışanları, alıştırılanları da reddediyorum’. (Alıntı)…
Ülke emperyalist ülkelere 1946’da kucağını açıyor. Amerika mandacılığı kalkınma yardımıyla ayağının birini Türkiye’ye sokuyor. Bu yardımın ilk ayağının adı kamuoyunda meşhur Rosvelt olarak anılıyor. Bu çapraşık ilişkilerin anısına Türkiye postaları Posta pulunda İnönü ve Rosvelt’i yan yana basıyor. Bu inceliğe ABD generali Ridgway’in 1952’de Sarıkamış 40. Piyade Tümeni’ni ziyareti nedeniyle yemek için hazırlanan menü kapağına Asker ressam Osman Nuri Yavi, generalin resmini yansıtan bir belge yapıyor. Böylelikle Türkiye’nin ABD’ye bağlılığı asker kanadıyla da tescil edilmiş oluyordu.
1946’da iki kutuplu birinci kuşak yenidünya düzeninde ABD güdümlü uydulaşmaya giren İnönü hükümeti önce “Bretton-Woods” uluslararası para sistemine girdi. Ardından 7 Eylül 1946 büyük devalüasyon (Yoksullaştırma başlatıldı, kalkınmaya set çekildi) 1 dolar, 128 kuruştan 280 kuruşa yükseltildi (Thornburg raporu)…
Türkiye 1947’de uluslararası para sermayeleri olan IBRD, IMF, OEED’ye üye oldu. Ardından Truman doktrini, Marshall yardımı- Bareker raporu ve nice program ve anlaşmalarla emperyalizm yeniden davet edildi.
O günlerde gücünü katı devletçilikten alan İnönü hükümeti 1940’lı yıllarda ardı ardına hazırladığı “İvedili plan-Öz rapor-Kalkınma Planı-Vaner planı” gibi ulusal sanayi planı ve programları için 1947’de defalarca ve yalvarırcasına ABD’den 615 milyon dolar kredi istendi. Bu yalvarmalara rağmen Amerika bu krediyi reddetti. Vermedi…
Ne acıdır ki Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet 80 yılda ayaklar altına doğru çekilerek, ekonomik bağımsızlık yok olma sürecine girdi. Bu süreçle birlikte çok partili siyasi planı, pilavla kıyaslayan, popilst demokrasiye geçen Türkiye Cumhuriyeti dünyadaki hızlı ekonomik gelişmelere uyum sağlayamayacak, batılaşıyorum diyerek dışa bağımlı sanayileşmeden, yüksek devalüasyonlardan, kronik, dış ve iç borçlardan periyodik ekonomik krizlerden bütçe açıklarından köylülükten, toplumsal çalkantılarda, askeri darbe ve müdahalelerden IMF’ye, Dünya Bankasına niyet mektupları yazmaktan kurtulamayacaktır. Siyasetsiz politikacıların çarkına giren Türkiye; “Bu ülkeye plan değil pilav gerekli” diyordu. (Süleyman Demirel…) Bu bir süreçti. Aşılamadı yaşandı… Sonu nereye dayanacak? Turgut Özal’ın aşırı dışa bağımlılığı ve emir kulluğu içinde, “Korkmayın bu ülke batmaz” söylevleriyle halkın verdiği destekle daha çok borçlanma, daha çok sıcak para daha çok dış kaynaklı sermaye. Bilinçli olarak Türkiye üzerinde oynanan oyunların sonuna doğru geliyoruz. ABD ve diğerleri. Elbette ki onlar büyük ülkeler. Onlar bu senaryoları yıllar önce hazırlayıp, sahnelemeye başlıyorlar. Büyük olmak burada saklı… Onlar 50 yıl sonrasına ülkeler inşa edip, ülkeleri yıkıp yeniden yavru ülkeler yaratabiliyorlar. Osmanlı gibi kapitülasyonlara teslim olan bir ülkenin sadece adı büyük olarak kalır. Bugün Osmanlıdan eser yok ama; Osmanlıyı “Büyük” diye konuşan çok. Büyük olmanın nasıl bir anlamı kalmıştır? Bunun içindir ki; bu ülke yeniden kapitülasyonlara teslim oldu mu? (Dış borç, Cari açık, Sarayın ve meclisin fütursuz harcamaları. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının “Sadabat köşkündeki lale devri”ni yaşıyor olamaz mı? Benzerlik yokmu! Lüks ve şatafat!
Ben umudumu yitirmedim. Canlarını vererek. Kanlarını dökerek, beni ulus yapan, bağımsız kılan. Ümmet olmaktan, kul olmaktan kurtarıp birey ilan eden, haklarımı yasalarla koruyan bu ülkenin kurucu değerlerini 30 Ağustos zafer Bayramı içinde saygıyla minnetle, şükranla anıyorum.

 

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN