• Dolar Alış / Satış: 3.476 / 3.482
  • Euro Alış / Satış: 4.173 / 4.18
  • KIRSEHIR:
  • Güneş: 06:22
  • Öğle: 12:44
  • İkindi: 16:09
  • Akşam: 18:53
  • Yatsı: 20:10
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

Türkiye’mizde Eğitimin Neresindeyiz?

12 Eylül 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
52 defa okundu.
Türkiye’mizde Eğitimin Neresindeyiz?

Hayat hepimiz için zorlu bir yoldur. Biz insanlar ise dünyanın en zeki varlığı olarak eğitim , öğretim ile beraber zaman içinde gelişiriz. İnsanoğlunun eğitimi ne zaman başlamalı sorusuna, doğduğundan itibaren eğitim sürecine başlar dersem en büyük hatayı yapmış olurum. Çünkü insanoğlu; anne karnında düştükten  17. haftasından itibaren dış sesleri duymaya başlar. Ve zaman içinde ta ki! Doğana kadar kendini geliştirerek o seslerden yararlanır ve doğuma kadar geçen sürede belli bir zeka ve eğitim seviyesine ulaşır. Peki anne babalar bu konuda neler yapabilir.

Bence en önemlisi ona mutlu huzurlu bir yuvanın sıcaklığını hissettirerek çocuğun psikolojisini en güzel bir hale getirebilirsiniz. Aile içinde şiddet ve benzeri haller mutlaka bebeğin ilerleyen zaman içerisinde gelişimini olumsuz etkileyecektir. Kısacası bebeği motive edecek her şey; onun geleceğini olumlu bir şekilde etkileyecektir. Annenin İngilizce Cd’leri dinlediği farz edelim. Çocukta İngilizceye yatkın olacaktır. Çocuk doğduktan sonra da çocuğun eğitimine yönelik bütün çalışmaların etkin bir şekilde uygulanması şarttır. Öncelikle çocuğu bir makine gibi görüp üstüne gereğinden fazla yük yüklemek doğru değildir. Onun psikolojik bir varlık olduğunu asla unutmamalı. Çünkü o bir insan. (Bunu derken yanlış anlaşılmasın hayvanlarında psikolojisi var elbet). Ayrıca bilgi beceri zeka ve çocuğun eğilimleri de hesaba katılıp üstün karakterli insanlar yetiştirmeliyiz. Bunu içinde aile, eğitimci (Öğretmen) okul ( devlet ) üçgeninde büyük sorumluluklar düşüyor. Ancak ülkemizde maalesef bu değerlendirmeler sınavlara bağlanmış bir vaziyette. Ve ailenin çocuk üzerinde ilgi, beceri ve ekonomik durumuna bağlanmıştır. Bu arada eğitimdeki başarımız, aile ve öğretmenliği sadece geçim kaynağı gibi  bir meslek olarak görmeyip, kendine ideal edinenlerin başarılarıyla devam ediyor. Size bir soru sorayım, çocuğun eğitiminde ödül mü? Ceza mı? Uygulanmalı. Pedegoglara göre öncelikle yaptığı çalışmayı severek yapmasını sağlamak. Ceza ve ödül sistemini doğru bulmuyorlar. Ancak alışkanlık haline gelmemek şartı ile ara sıra küçük ödüller ve küçük cezalarda zamana göre uygulanabilir.

Peki okullarımızda sizin çocuğunuzun bilgi beceri ve eğilimlerini çeşitli etkinlik ve sınavlar sonucunda makine mühendisi, veteriner, psikolog veya diğer mesleklerden herhangi birisine eğilimini gözlemleyerek olması daha uygundur denildi. ( Bu söylediklerimi gerçekleştirecek gerekli ortamlar, laboratuvarlar okullarımızın çoğunda maalesef mevcut değil yada yetersiz. Ülkemizde tam donanımlı kaç okulumuz var. Acaba. Varsa da eminim ki! Çok yüksek ücretli özel bir okuldur. Ayrıca çocuklar sadece üniversite odaklı mı yetişmeli? Yoksa Zeka bilgi becerilerini değerlendirerek mi yetiştirmeli? Maalesef Ülkemizde herkes üniversite odaklı çalışıyor. Mesleki beceri ve mesleki eğitim üzere çalışmalarımız çok az. Herkes amir memur olmak istiyor. Peki olsun ama o kapasite var mı? Diye düşünürken, öte taraftan diğer mesleklere değer verilmemesi de olayı tetikliyor. Mesela birisinin mesleği tornacı dediğinde ona ne kadar değer veriliyor. Tornacı yaptığın işin karşılığında ne kadar maaş alabiliyor. İşte! Bütün bunların birbirlerini tetikleyen bir yapısı var. Bir yandan işsizlik bir yandan iş yapan insanların emeğinin karşılığını alamaması yeterli istihdam olmayışı. Devletin üretim alanından elini eteğini çekmesiyle de bütün alanların özel sektöre bırakılması çalışanın değerini de maalesef düşürüyor. Ancak işinde uzman olan bir işçi elemanda özel sektörde değer buluyor. Diğer elemanların maaşlarının asgari ücret veya az üstünde olmasının ana sebebi de o işi yapacak birçok işsiz olmasıdır. Bu da gösteriyor ki! Kalifiye elaman yetişmiyor. Gerekli planlamalardan yoksunuz. Üniversitelere giden gençlerimize baktığımızda bunu çok daha rahat görebiliyoruz. Mesela sosyal bilgiler öğretmenliğini bitirmiş, boşta gezen on binlerce  gencimiz var. Öğretmen mesleğini öğrenen gencimiz branşında iş bulamıyorsa ne yapsın. Başka işler mi yapsın. Tamam yapsın, peki ne iş yapsın diyelim ki! Özel güvenlik görevlisi olsun. Tamam olsun. İyi de bu genç neden sosyal bilgiler öğretmeni olmak için onca sene okudu. Ailesine o kadar masraf yaptırdı. Hepimiz biliyoruz ki! Bu bugünün sorunu değil yıllar içerisinde meydana gelen ve büyüyen bir sorun. O zaman bu konuda ilk yapılacak iş belli bir süre. Öğretmen fazlalığı olan bölümlere daha az öğrenci almalı. Alınan o öğrencilerde en azından daha akademik yetişecektir. Bu öğretmenlikte böyle ama diğer mesleklerde farklılıklar gösterebilir. Mesela makine mühendisi iş bulamamışsa, o zaman bir kaç makine mühendisi bir araya gelip kendi iş kollarında iş yeri açabilirler. Diğer branşlarda da aynı şekilde veya farklı yaklaşımlarda bulunabilir. Devletimizin desteği de bu konularda çok güzel olacaktır. Çünkü işsiz olan insanların yerine devlete vergi veren, yanında işçi çalıştıran sektörler doğuracaktır.

Birde bu yetiştirdiğimiz insanlarımıza sahip çıkmak çok önemli. Mesela bir mühendis bir doktor veya kendi dalında herhangi bir çalışmasına ihtira beratı almak isteyenlerin maalesef ülkemizde alamayıp, farklı bir ülkeden almak zorunda kalıp. Daha sonra başka ülkeler adına çalıştıklarını görmek inanın hepimizi çok üzüyor. Neden diyorum o zaman neden.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN