• Dolar Alış / Satış: 3.937 / 3.944
  • Euro Alış / Satış: 4.668 / 4.676
  • KIRSEHIR:
  • Güneş:
  • Öğle:
  • İkindi:
  • Akşam:
  • Yatsı:
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

Eğri Oturup Doğru Konuşmak

9 Eylül 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
132 defa okundu.
Eğri Oturup Doğru Konuşmak

Her yazılan çizilen doğru olabilir mi?

Cumhurbaşkanı, partisi için “Metal Yorgunluğu” sözünü niçin etti? Esasta bu cümle uçaklar için kullanılır. Kısaca metal yorgunluğu olan uçaklar uçurulmaz. Hangara çekilir. Ya da hurdaya verilir.

‘Metal Yorgunluğu’ uzak uçuşlarda, örneğin; Okyanus ötesi gibi 18 saatlik uçuşlarda insan üzerinde nasıl bir biyolojik etki yapmıştır bilemem ama, siyaseten edilmiş olan bu lakırdının altında yatan gerçek nelerdir bakmak gerekir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen, Hürriyet Gazetesi Yazarı Abdulkladir Selvi’nin yazısında cevaplar var gibi. Bu yazı yaklaşık 25 gün önce yayınlanmıştı. Ancak gündemini koruduğu, geçtiğimiz hafta AKP İl başkanları toplantısında tekrar dillendirilmişti.

Selvi; Erdoğan’ın sözlerini; ‘Erdoğan, genel başkan seçildiği 21 Mayıs tarihinden bu yana partiyi silkeliyor. Önce ‘metal yorgunluğu’ dedi, sonra ‘mesleki deformasyon’ diye girdi. Ardından AK Partide büyük değişim için düğmeye bastı. Ak Parti vitrini ve kabine yenilendi. Ama, edindiğim izlenim parti yönetimi ve bakanlar kurulundaki köklü değişimin büyük kongreden sonra olacağı’.

Selvi Erdoğan’ın mesajlarına vurgu yaparak yorumlarına şöyle devam ediyor.

‘Şehrine ve Partiye yük olan değil, yük alan… Temsil kabiliyeti olan. Davaya bağlılığı itibariyle, Yeni Ömerler olarak gösterilebilecek, AK partinin temsil ettiği değerleri yaşayan ve yaşatan… Yerel yönetimlerde hizmet üreten, gelecek için projesi ve hizmet etmeye enerjisi bulunan. Hizmetleriyle vatandaşa dokunan, vatandaşında kendisine dokunabildiği’… Yukarıdaki değerlendirmeler sübjektif değerlendirmeler olarak görülebilir. Sadece bunlar değil. Bu saydıklarım daha çok davayla ilgili bölüm. Sadece kurumsal olarak değil, idealler açısından da bir değerlendirmeye tabi tutulacak. Ancak belediye başkanlıklarında hizmet üretmek, halkın gönlünü kazanmak, hizmetlerle gönüller arasında köprüler kurabilmek önemli. Ama somut kriterlere de bakılacak.

Kriterler; Belediyelerin hizmetlerine, yatırımlar için ayırdıkları bütçelere, yatırım harcamalarına, mali yapılarına, kasalarındaki paralarına, borçlarına ve personel yönetimlerine bakılacak. Belediye başkan adayları teşkilatlara sorulacak. Yetinilmeyecek, halka sorulacak. Her il ve ilçe için anket yapılacak. Mevcut belediye başkanlarının hizmetlerinden memnuniyet araştırılacak. Belediye başkan adaylıkları için ucu açık anket yapılacak. “Mevcut belediye başkanını aday olarak görmek istiyor musunuz” sorusuyla birlikte “Kimi aday olarak görmek istiyorsunuz” sorusu sorulacak. Eğer bir ilde aday konusunda kesin bir kanaat oluşmazsa ikinci kez anket yapılacak. Bu kez “Kimi aday olarak görmek istiyorsunuz sorusunun” yanına bir önceki ankette öne çıkan isimler de sorulacak. Şunlardan hangisini görmek istiyorsunuz denilecek. Bazı kritik belediye başkanlıklarının seçiminde ise, halkla birebir görüşme yapılarak hazırlanan raporlardan yararlanılacak.

2019 seçimlerine daha 2 yıl olmasına rağmen Erdoğan, AK Parti’yi yeniden dizayn ediyor. Seçimlere yeni kadrolarla ve yeni bir ruhla hazırlanıyor’… Yazı böyle devam ediyor.

Kolay değil 15 yılı aşkın bir süreye damgasını vurmuş bir siyasi erk. Burada AKP’nin genel politikalarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmayacağım. Eğer ki; Selvi’nin tespitleri ve yorumları doğruysa, Recep Tayyip Erdoğan’ın başlamak istediği nokta yerelden ‘mesleki deformasyon’ mantığıyla hareketlenirse işi çok daha zor. Bu ülkenin 81 vilayeti var. AKP’ne ait 800 (İl, İlçe, Belde) belediye başkanı var. Bu sayıya Kırşehir dahil.

Türkiye’nin diğer il ilçe Belediye Başkanları, İl, İlçe başkanları ve onların, partizanlık, parti ideolojisine bağlılık vs benim çokta ilgimi çekmiyor. Benim ilgimi bu şehir. Bu şehrin yerel yöneticileri ilgilendiriyor. Ben bu şehirde yaşıyorum.

Bir çok alanda yaşanan değişim, yerel yönetimlerin kaynaklarının daha verimli kullanmasını ve çağın gereklerine uygun olarak; sağlıklı, insan onuruna yakışır, yaşanabilir bir kentin oluşturulabilmesini ve geçmiş değil gelecek yönelimli, girdi öncelikli değil, çıktı öncelikli, değiştirilebilir, uzun vadeli politikalar üreterek, geleceğe hazırlıklı olmayı ve hatta geleceği şekillendirmeyi gerekli hale getirmektir. Kırşehir bu ivmeyi son 7 yıl içinde yakalamıştır.

Tüm bu gelişmeler ise; belediyelerde, değişimin başlatılması ve oluşabilecek dirençlerin azaltılarak sonuçlandırılmasında, özellikle üst düzey yöneticilerin önemini artırmakta ve değişimin yönünü belirleyip geleceği tasarlayabilme, kısaca geniş bir vizyona sahibi olma gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır. Kentler; vizyon ve teknik ile yönetilir. Avrupa şehirlerinde baz alınan ilk kriter budur. Bu anlayışın bu şehirde hakim kılındığına ben inanıyorum. Çünkü Kırşehir’i bu işin tekniğini bilen, projelendiren ve uygulamaya koyan bir adam yönetiyor.

Yerel yöneticilere iki gözle bakmak gerekir. Öncelikli olarak insani yönünü görmek. Sonra hizmet yönünü. Kırşehir Belediye başkanına baktığımızda; O bu şehrin küçüklerinin abisi olmuş. Yaşıtlarının; arkadaşı, kardeşi olmuş, yaşça kendinden büyüklerin evladı olmuşsa böyle bir kişiyi bu şehirden koparabilir misiniz? Ya hizmetleri! Ben bu şehrin kaldırımlarını kullanıyorum. Bu şehrin içinde yaşayan 130 bin insanda bu kaldırımları kullanıyor. Kolay değildir yeniden yaşanabilir bir kent yaratmak.

Yerel yönetimlerin kronolojisine bakıldığında particilik her dönemde bu şehirde yapılmıştır. Hiç bir dönemde tepedekiler yerel yöneticilerini rahat bırakmamışlardır. ‘İyi olursa ustadan, kötü olursa çıraktan’ anlayışı dünde vardı, bugünde var. Ben bu şehrin yaşayanı olarak yaptığım araştırma çırağa olan memnuniyet %70’ler seviyesinde. Geriye kalanların konuya partizanlıkla yaklaştıkları açıkça ortada.

Geçtiğimi hafta aymaz birisi telefonumda bana hakaretler yağdırdı. Nedenini yazdım. Ben fikir adamıyım. Yorumlarımı beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Ben parayı verenin düdüğünü çalmak için elime kalem almadım.

Telefondaki adam; bana; ‘Atatürk düşmanı bir adama yağ çekiyorsun. Sen nasıl Atatürkçüsün’? diyor. Herkes düşüncesinde elbette ki serbest. Öncelikle ben Atatürkçü değilim. Kemalist’im. Bu İdeolojimi defalarca yazdım. Aklına eseni konuşmak yerine, oku irdele sonra konuş.

Sen Kaman ilçesi ana cadde üzerinden Atatürk ismi söküldüğünde Atatürkçü derneğini, Atatürk’ü kendisine rehber edindiğini söyleyen siyasi parti yöneticilerini arayıp o galiz lafları edebildin mi? Gazi İlk Okulu yıkıldığında neredeydin. Gazi İlkokulu arsasını yağmanın eşiğinden çekip alan kim? Atatürk heykelinin kaidesine saat çakıldığında, önündeki gençlik heykelleri söküldüğünde neden kuyruğunu apış arana sıkıştırdın. Atatürk anıtını trafik polisi gibi döner kavşakta kalmasına seyirci olacaksın, İlan bezleriyle sarmal edilirken, bil borda dönüşmesini izleyeceksin. Sonra ortaya çıkıp benim Kemalistliğimi tartışacaksın; sen cahil sürüsü içinden, ipini kırmış kuduzsun. Önce kimliğini bileceksin. Elinde gerçek bir belgen varsa. Altına kimliğini yazıp imzanın atabiliyorsan çık gel yanıma. Yazıp yazamayacağımı da gör. Ben diğerleri gibi dört kuru lafı ihbar diye değerlendirmem.

Bunun içindir ki; kentli; değerlerine sahip çıkma kültürünü mutlak geliştirmeli. Aksi olursa Kırşehir kabuğuna çekilir. Yıllarca bu şehrin insanı Asbest borulardan su içti. Artık yok. Taşan lağımlar. Yollara yayılan yağmur suları. Başıboş sokak hayvanları yok. Sivri sinekler, Kılıçözü deresinin atık kokusu, kara sineklerin olmadığı, tertemiz yeşile doyurulmuş, çiçek bahçesine dönmüş cadde ve sokakların olduğu bir şehirde yaşıyoruz. Vahşi evsel atık toplama alanları. Sıvı atık sistemleri. Yeşile, parka doyduk dersem yalan olur. Daha çok, daha güzelini istiyorsak bu istek yılların açlığından değilmidir. Şehre toplu taşıma araçları otobüsler istiyoruz. Raylı sistem istiyorsak. Bu kente sahip çıkışımızdandır. Medeni oluşumuzdandır.

Her siyasetçiyi yere gömecek alt yapıyı yenilemek cesaret isterken, bu şehirde bu cesaret gösterilmiştir. Bu şehre 100 yıl hizmet verecek alt yapı bitmek üzere. Kazanç bu şehrin. Bu riski bu şehirde iki siyasetçi almıştır. Birisi Hakkı Göçen Diğeri; Yaşar Bahçeci… O günlerde bu şehrin nüfusu 25 bin civarında. Bugün bu nüfus tam beş kat artmış. Her şey, açık seçik ortada.

Bu şehrin daha düne kadar yeraltı sistemleri haritası yoktu. Yeni kentsel dönüşüm ve yerel yönetim sürecinde kent yeniden kurgulandı… Yeni yol haritaları, vizyon ve stratejilerinin tartışılma sonucuna göre bir tartışma dokümanı ve ortam hazırlandı. Başkanın üç ayda bir yaptığı bilgilendirme toplantılarından bu algıyı çıkartmak gerekmez mi! Kırşehir belediye Başkanı İnsan… İnsan doğasında yanılma da unutma da vardır. Yanılma ve unutmanın mutlak olduğunu bilmemek olur mu? “Bana yanılabilme özgürlüğümü veriniz; bu hakkımı elimden alırsanız, canlılığımı ve diriliğimi yitiririm.” Mümtaz Zeytinoğlu. Kırşehir’in kalbine girmiş bir belediye başkanını söküp almak çok zor.

Bahçeci bilinçlidir. Vizyon sahibi bir siyasetçidir. Kendine olan özgüveni tamdır. Cesur politika izlerken risk aldığı gerçeği vardır. Bahçeci çok genç bir politikacı. Kanı kaynıyor. O’nun risk alması çok doğal. Risklere rağmen başarılı. Neden mi? Başarının anahtarını elinde çok sıkı tutuyor. Kentin ihtiyaçlarını biliyor. Karşılıyor. Sezgisi güçlü.

Edinimlerimi, kentsel yönetimler içinde olmazsa olmazlardan olanları da, sizlerle paylaşmak için yeniden yazacağım.

Sorun yaratmak yerine, çözüm üretmek.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN